“BAKIM EMEĞİ VE YEREL YÖNETİMLER”

Sosyal Hizmetleri Yeniden Düşünmek Konferans dizisinin dokuzuncusu, 19-20 Kasım 2021 tarihlerinde pandemi dönemi ve sonrasında bakım teması etrafında yapıldı.

Ekibimizden Ayten Alkan, “Bakım Alanını Toplumsallaştırma Çabaları: Yerel Yönetimler” başlıklı oturuma, “Bakım Emeği ve Yerel Yönetimler” temalı sunumuyla katkıda bulundu.

Ayten, bireylere, yerel topluluklara bakanların, baskın bir biçimde kadınlar olduğunu belirtti ve bunun, yerel düzeyde sunulan / sunul(a)mayan hizmet ve yatırımları düşünürken bizim için pek çok anlamı olduğunun altını çizdi. Geleneksel olarak kadınların üstlendiği yeniden üretici işlerle ve bakım faaliyetiyle yerel yönetimlerin aslen sunmaktan sorumlu olduğu hizmetler arasında bir yakınlık bulunduğunu da öne süren Ayten şunları söyledi:

  • Fiziksel ve toplumsal altyapının sağlanmasından çöp toplamaya, yeterli açık ve yeşil alan ayrılmasından çeşitli kuruluşların sağlık koşullarına uygunluk denetimine, meyve, sebze gibi çeşitli malların ucuza sağlanması ve dağıtımından toplu taşımacılığa kadar, yerel düzeyde sunulan pek çok mal ve hizmet var.
  • Yerel düzeyde sunulması gereken birçok hizmetin yeterince ya da hiç sunulmaması, ya da maliyetinin artması durumunda ortaya çıkan boşluk ağırlıklı olarak kadınlarca doldurulur ya da kadınların üstlenmek durumunda olduğu birtakım işleri yerine getirmeleri güçleşir. Yakında meyve-sebze pazarı olmaması durumunda evin gıda ihtiyacını karşılamak için daha uzun mesafeler kat etmek, daha uzun mesafelerde yükle hareket etmek gibi. Erişilebilir ve bir kamu hizmeti olarak tasarlanmış çocuk bakım kolaylıklarının olmadığı durumlarda kendi çocuğuna, torununa, komşunun çocuğuna, vs. bakmak gibi. Bu gibi sosyal hizmetleri, tek tek kadınlar değil, bir bütün olarak kadınlar görürler ve bu, örgütler (ya da STK’lar) düzeyinde de böyledir.    
  • Özellikle gecekondu alanlarında ya da kentsel hizmetlere erişimde sorun olan, yoksunluk içindeki konut bölgelerinde, düzenli ve sağlıklı kullanma ve içme suyu sağlanmaması durumunda suyu uzaktan taşıyanlar, çamaşırı yıkamak için su kaynağına götürüp getirenler, çöplerin sokaktan toplanmaması durumunda belli bir yere taşımak durumunda kalanlar, yeterli yaşlı ve hasta bakım hizmetinin olmaması durumunda bu yükü çekenler, vs. Ezici ağırlıkta kadınlardır. 
  • Kadınların yükünün tarif etmeye çalıştığım biçimde artması, özellikle devletin ve yerel yönetimlerin toplumsal hizmetlerden kısıntı yaptığı, bu hizmetlerin görülmesini denetimsizce özel sektöre devrettiği durumlarda ağırlaşır.
  • Ev dışında çalışmak isteyen ya da çalışmak zorunda olan pek çok kadının, çocuk ve yaşlı bakımı, kreş gibi hizmetlerin yetersizliği ve / veya pahalı olması nedeniyle bu isteğinden ya belli bir dönem için ya da tümüyle vazgeçtiği de bilinir. Vazgeçmediği durumlarda, genellikle eve yakın işler yeğlenir, böylece kadının çalışma olanakları bir kez daha sınırlanır.

Belediye‘nin yasal tanımını (belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi) anımsatan Ayten, özellikle şu noktalar üzerinde durmak gerektiğini ifade etti: 

  • Neyin yerel olduğu: Mevcut iktidar döneminde ciddi bir “yetki gaspı” yaşandığını söylemek olanaklı. Bu yerel yönetimler üzerinden herhangi bir hizmeti düşünmekte işimizi zorlaştırıyor. Yine yasanın lafzında geçen idarî özerkliğin, yerel yönetimlerin özerkliğinin fazlasıyla aşındırıldığı bir dönemden geçtik, geçiyoruz. Bu saptamalardan yola çıkarak, yerel özerkliğin ve beldeye dair olanın savunulmasının, yerel düzeyde sosyal hizmetleri savunmanın bir ön koşulu haline geldiğini söyleyebilirim.
  • Müşterekler meselesi: Yeni-liberal, merkeziyetçi otoriteryanizm tarafından müştereklerin alanının daraltıldığı, ikinci olarak pandeminin hepimizi şu ya da bu ölçüde izole ettiği bir dönemden geçiyoruz. Bu sebeplerle, “müşterek” olana ısrarla sahip çıkmak, müşterekleşme / müşterekleştirme hareketlerinin ve literatürünün söylediklerine itinayla kulak vermek ve Stavros Stavrides’in tabiriyle müştereklerin alanını sürekli olarak genişletmek durumundayız.  
  • Neyin ihtiyaç olduğu, ihtiyacın nasıl tanımlandığı: İhtiyaç duyanın, “yardıma muhtaç olan”a daraltıldığı, ihtiyaç – ihtiyacı karşılayan ilişkisinin bir lütuf, bir inayet ilişkisi olarak tanımlandığı ve pratik edildiği bir dönemden geçtik, geçiyoruz. Dolayısıyla, başta temel haklarımızla ilişkili ihtiyaçlarımız olmak üzere, ihtiyaçlarımızı birer hak olarak ısrarla tarif etmeye, bu ihtiyaçların karşılanmadığı durumları da birer hak ihlâli olarak görmeye, ihtiyaçlarımızın kenttaşlığımızla, hemşehriliğimizle ve dolayısıyla yurttaşlığımızla bağını unutmamaya ihtiyacımız var.

Ayten, son olarak, “sosyal” olana, toplumsalın alanına insan olmayan hayvanları da dahil etmemiz gerektiğini, bugün “yerel” dediğimizde ağırlıklı olarak şehirlerden bahsettiğimize göre neden kentsel hayatı sadece insan hayvanından ibaret gördüğümüz, sadece insanların yaşama alanlarını ve yaşama haklarını düşündüğümüzde bir sorun olduğunu belirtti. “Dahası canlı / cansız ayrımımızı yeniden düşünmemiz gerekir” diyen Ayten, “yalnız, mavi gezegenimizin bütünüyle canlı olduğu ve bakıma ihtiyaç duyduğu fikri”ni düşünmeye çağrıda bulundu.

Konferansın tamamının kaydı, Friedrich-Ebert-Stiftung Türkiye’nin YouTube hesabından dinlenebilir.  

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi