Doğa ile İlişkimiz ve Covid-19 – Sezai Ozan Zeybek

Doğa ile Mevcut ilişkimizin Covid-19 Pandemisinde payı nedir? Doğayla İlişkimizi Hangi Yönden Gözden Geçirmemiz Gerekiyor?

Önce şöyle bir veriyle başlamak istiyorum: 1980’lerden bu yana salgın hastalıkların sayısında ve sıklığında bir artış olduğunu görüyoruz.[1] Dünyanın tamamını etkileyen genel eğilimlerden biri bu. Yakın dönemli hafızamızı şöyle bir tazeleyelim: 2003’te SARS vardı. 2009’da H1N1 isimli, Kuş Gribi diye bildiğimiz salgını konuştuk. Ardından 2010’lu yıllarda arka arkaya gelen Ebola salgınları, 2015’te Ortadoğu’da patlak veren MERS, aynı yıl ZİKA. Bunların bir kısmını duyduk, bir kısmını ise muhtemelen duymadık. Çünkü daha ziyade önemsiz addedilen çeper coğrafyaları etkilediler. Hemen her konuda olduğu gibi manşetlere taşınan olayların bile coğrafî bir hiyerarşisi var.

Demeye çalıştığım şu: Salgınlar zannettiğimiz  kadar istisnaî durumlar değil. Virologlar aslında bir süredir salgın olasılığının arttığı ve çok daha öldürücü sonuçlar doğurabileği konusunda bizi uyarıyorlardı.[2]  

Malûm 2020 ve 2021 yılları tüm yaşamımızı değiştiren COVID-19 salgınının etkisiyle geçti. Hayatımız köklü şekilde değişti, Mayıs 2021 itibariyle en az 3,5 milyon insan hayatını kaybetti.[3] Salgından sonraki sürecin neler getirebileceğini henüz bilmiyoruz. İşsizlik, sıkıyönetimin normalleşmesi, biyomedikal araştırmaların ve gen mühendisliğinin ivme kazanması, muktedirler ve çeperde kalanların arasındaki uçurumun artması gibi sonuçlar da doğurabilir; silkinip kendimize gelmemizi de sağlayabilir. Gerçi gidişat bu ikincisinin düşük bir ihtimal olduğunu gösteriyor, ama geleceğin tam olarak ne getireceğini bilmiyoruz.

Ancak yine de şunu biliyoruz: COVID, yaşadığımız son salgın olmayacak. Dünyanın kontrol edemediğimiz, ama rayından çıkarabildiğimiz başka güçleri var. Diğer varlıklarla kurduğumuz ilişkiler oldukça hoyrat ve kısa vadeli hesaplara dayanıyor. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra, Büyük Hızlanma diye tabir edilen dönemle birlikte sadece büyük hayvanları değil (kaplanlar, filler…), kuşları, böcekleri, omurgasız hayvanları da yok oluşa sürüklemeye başladık. Böcek türlerinin %40’ı yakın zamanda tamamen yok olma tehdidiyle karşı karşıya.[4] Yaşam ağlarının devamını sağlayan anahtar türler bunlar. İnsanlık çok hızlı üretimi, bol tüketimi ve hayatî olmayan konforlarını işte bu tümüyle vakıf olmadığı bedelleri ödeyerek sağlıyor.

Salgınların büyük bir bölümü hayvanlardan bulaşıyor. Hatta yeni ortaya çıkan hastalıkların yarısı ila dörtte üçü arasındaki bir oranda hayvan kökenli olduğu düşünülüyor.[5]

Bunun eskiye dayanan bir geçmişi var aslında. Kızamığın, cüzzamın, çiçek hastalığının, vebanın ve daha pek çok hastalığın hayvan kökenli olduğunu gösteren araştırmalar bulunuyor.[6][7][8] Dolayısıyla sorun yeni değil.

Ancak günümüzde yine de bir sıçrama olduğundan bahsedebiliriz; zira yaban hayatı ile temas çok arttı. Çünkü bu kadar büyük bir tüketimin “toprak ayak izi” denilen bir karşılığı var. Toprak ayak izi, kişilerin yahut ülkelerin kullandığı hizmetleri ve ürün tüketimlerini karşılamak için gereken toprak miktarını gösteriyor. Örneğin et yoğun bir diyet ve yaşam tarzını devam ettirebilmek için hem hayvanlara yer açmak hem de hayvanları besleyebilmek adına ormanları kesip endüstriyel tarım alanları oluşturmak gerekiyor. Bu yüzden dünyadaki yaban hayatı her yıl azalıyor. 1950’ler gibi geç bir dönemde bile dünyanın yarıdan çoğunda (%64) yaban hayatı hüküm sürüyordu. Günümüze kadar geçen kısa sürede bu alanların yaklaşık yarısı insanların kullanımına açıldı.[9]

Özetle salgınların çok daha geniş bir halkada düşünülmesi, diğer meselelerle, yaşam tarzlarımızla arasındaki bağlantıların kurulması hayatî önem taşıyor. Çünkü aşıyla bu engeli atlatsak bile önümüzde bizi daha zorlu engeller bekliyor.

Sezai Ozan Zeybek

Freie Universität, Berlin 

Coğrafya Bölümü

[1] Smith KF, Goldberg M vd. (2014). “Global Rise in Human Infectious Disease Outbreaks”, Journal of the Royal Society: Interface. 11. sayı. Erişim: https://royalsocietypublishing.org/doi/pdf/10.1098/rsif.2014.0950

[2] Vice (2020). “Know Your Enemy” [Düşmanını Tanı -belgesel/haber programı], 12. bölüm, 14 Haziranda yayınlanan bölüm, SHOWTIME.

[3] https://www.statista.com/statistics/1093256/novel-coronavirus-2019ncov-deaths-worldwide-by-country/

[4] Sánchez-Bayo, F. ve Kris A. G. Wyckhuys. (2019). “Worldwide Decline of the Entomofauna: A Review of Its Drivers.” Biological Conservation 232 (Nisan): 8–27.

[5] Salyer SJ., Silver R., Simone K., Behravesh BC., (2017). “Prioritizing Zoonoses for Global Health Capacity Building-Themes from One Health Zoonotic Disease Workshops in 7 Countries, 2014-2016”, Emerging Infectious Diseases, 23. cilt, https://wwwnc.cdc.gov/eid/article/23/13/17-0418_article

[6] Furuse Y., Suzuki A., Oshitani H., 2010. “Origins of Measles Virus” Journal of Virology:  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2838858/

[7] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/1474287/

[8] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4379562/

[9] Attenborough D., 2020. “Gezegenimizden Bir Yaşam– Belgesel, Netflix.

 

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi