İDA Kent Hakkı Söyleşileri 2 – T. Gül Köksal – COVID-19’da Başka Bir Kentsel Mekân Olasılığı?

İDA Kent Hakkı Söyleşileri’nin ikincisi, Kocaeli Dayanışma Akademisinden T. Gül Köksal’ın katılımı ile 17 Şubat 2021 Çarşamba günü gerçekleşti.

Gül Köksal konuşmasına, Henri Lefebvre’in Gündelik Hayatın Eleştirisi kitabındaki “praksisçi özne” tanımıyla başlıyor. Kentsel imkânlara erişimin ötesinde, mülkiyetten bağımsız, kenti dönüştürme yoluyla kendimizi ve yaşamı dönüştürme hakkı olarak kent hakkını tanımlayarak kendi uzmanlık alanı olan “mekân”a giriş yapıyor. Covid 19’da Başka Bir Kentsel Mekân Olasılığı? Başlığını açıklayarak başlayan konuşma, pandemi önlemi olarak mesafenin sosyal değil fiziksel olduğunun altını kalınca çiziyor. Mimari tasarımın bu fiziksel mesafeyi nasıl ele aldığını, ana akım mimari mekân üretiminin pandemiden nasıl etkilendiğini anlatarak değişik örneklerden görseller sunuyor.

Covid-19 küresel salgını kentsel yaşamı ve gündelik hayatımızı türlü biçimlerde etkilerken bu süreç mekân kullanımı ve üretimini nasıl etkilemekte? Bu soruyu şöyle de sorabileceğimizi ifade ediyor: Covid-19 küresel salgınında kentsel mekâna dair farkındalıklar(ımız) neler oldu ve bu farkındalıklar neleri (sahici bir biçimde) dönüştürdü?

Dünya nüfusu artık kırsal alandan daha çok kentlerde yaşıyor. Savaşlar, yoksulluk, iklim sorunları vb. nedenlerle nüfus hareketleri gitgide artıyor. Kentsel mekân sınıf, cinsiyet, kimlik, ırk, tür gibi zaman zaman farklılıkları kesişerek de artan kesimlerin yaşamını doğrudan etkiliyor. Mekân üretimi toplumsal eşitsizlikleri pekiştirebiliyor, yeniden üretebiliyor. Bu koşullarda Covid-19 küresel salgını kentsel mekân tasarımında nasıl bir girdi? Bu ve diğer tüm “tasarım girdileri”, toplumsal eşitsizlikleri dönüştürmeyi dert edinen başka bir kentsel mekân tasarımının olasılığı olabilir mi? Peki toplumsal adaleti önceleyen bir kentsel mekân tasarımının özneleri kimlerdir? Bilgi üreten, karar veren ve uygulayan kurumlardan toplumun tüm kesimlerine yayılan, eşit, adil bir kentleşme nasıl sağlanabilir? Servete dayalı bir toplumsal tabakalaşma karşısında tabandan yayılan bir kentsel mekânsal adalet nasıl sağlanır?

Halk sağlığının, kamusal mekân ve planlama konusu olduğunu belirtip örnekler veriyor konuşmacı. Mimarlığı farklı biçimlerde yapmayı amaçlayan, anaakım dışında girişimlerden, örneğin Başka 1 Atölye kolektifinden bahsediliyor. Dayanışma mimarlığı ve dünyadan başka örnekler anlatılıyor. Kentte yönetime katılım konusu, Arnstein’in (1969) Katılım Merdiveni örneğiyle açıklanıyor. Katılımcılık aracı olarak yarışmaya yönelik eleştirilerini sunup ve makalelerinden bahsediyor.

Şehir Hepimizin (215) programına katılan Sara Ortiz Escalante ile feminist şehir planlama üzerine söyleşiyi, İspanya’da Katalan bölgesinde Col·lectiu Punt 6, feminist katılım projesini öneriyor. Yine Sara Ortiz Escalante’nin, “Planning from below: using feminist participatory methods to increase women’s participation in urban planning” makalesinden bahsediyor. Do-it-tohether (birlikte yap) ve bu girişimlerden üretilen bilgilerin herkesin erişebileceği kaynaklar olarak sunulduğu open architecture network gibi yapıların örneğini veriyor, bilginin de hegemonya aracı olmadan paylaşılabileceği bir örnek olarak.

Pandemide iş alanları ve emek süreçlerinin, sermayenin ihtiyacı doğrultusunda düzenlendiğini özellikle vurguluyan Köksal, temel birliktelik ilkelerine riayet ettiği sürece İKHM’nin uzun soluklu ve dönüştürücü bir proje olacağını belirterek konuşmasını bitiriyor.

Ekibimizden Ayten Alkan’ın kolaylaştırıcılığı üstlendiği söyleşi, izleyicilerin sorularının cevaplanmasının ardından sona erdi. Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.  

 

 
Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi