İDA Kent Hakkı Söyleşileri 3 – Ozan Kamiloğlu – Hak Kavramının Sınırları ve Kent Hakkının Olanakları Üzerine

İDA Kent Hakkı Söyleşileri’nin üçüncüsü, Londra Southbank Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Ozan Kamiloğlu’nun katılımı ile  17 Mart 2021 Çarşamba günü gerçekleşti.

Sunum üç bölümde kurgulanmış. İnsan hakları tarihine bir bakış atan ilk bölüm farklı insan hakları tarihi yazım biçimlerinin bir özetini sunmayı amaçlıyor. Tarihi yazan aktörlerin haklar tarihinin kendisi ile ilişkisini, bu ilişkinin öznel felsefi arka planını ve sınırlarını kısaca anlamaya çalışıyor. Bu bölüm, güncelliğini koruyan şu soruyla başlıyor: “insan haklarının kaynağı nedir?” Antik Yunandan başlayıp Hobbes (1651), Locke (1690), 1770’lerin cumhuriyetçi fikirleri, Kant’ın “onur/dignité” kavramsallaştırması, büyük sermaye birikimi ve yoksullaşan kentleriyle kayıp 19. yüzyıl, Marx’ın Yahudi Sorunu’ndaki hak kavrayışı bu tarihin temel noktaları. İki itirazın altı çiziliyor: Hak kavramının kapitalist toplumlara özgü toplumsal baskı ve eşitsizliği maskeleyen ve sürmesini sağlayan ideolojik bir araç olduğu yönündeki Marxist eleştiri ile J. Bentham’ın hakların kanunla koruma altına alınması gerektiği aksi takdirde fantezi olacağı yönündeki realist eleştirisi. 1. Dünya Savaşı sonrası ulusların kendi kaderini tayin hakkı ile 2. Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi iki önemli gelişme. 18 ve 19. yüzyılların sivil ve politik hakları, 20. yüzyılın sosyo ekonomik ve kültürel hakları çizgisinde Arendt’in “haklara sahip olma hakkı” kavramsallaştırması önemli bir yere oturuyor. Kolektif haklar ve kent hakkının da içinde yer aldığı kompozit haklar bugün gelinen nokta. Samuel Moyn’un Son Ütopya kitabında yazdıklarını ve ABD Başkanı J. Carter’ın antikomünist bir araç olarak insan hakları tasarımı da bu tabloyu bütünlemektedirler.

İkinci bölüm Türkiye’de insan hakları mücadelesinin tarihine bakıyor ve küresel tarih yazımında bu yerel tarihin yerini bulmaya çabalıyor. 1986’da İHD’nin kurulması örneğinde olduğu gibi genel olarak küresel Güney’de insan hakları hareketinin başını devrimci aktörler çekiyor. Batı’da ise daha steril bir hareket. İnsan haklarının eril ve Avrupalı oluşuna ya da Haiti devriminde olduğu gibi anti-sömürgeci eleştirilere de yer veriliyor.

Son bölüm ise kent hakkının bu tarihsel arka plana nasıl bir cevap verebileceğini özellikle topraksız köylülerin hak mücadelesine bakarak kavramsallaştırmayı deniyor. Via Campesina hareketinin neoliberalizme karşı mücadelesi, kentin ötekilerinin kapitalizmin herşeyi metalaştırmasına karşı mücadele yoluyla özne olmalarını vurguluyor. Ezilenlerin düz bir çizgide gelişen tarih yapımından ziyade “takımyıldızı” (constellation) gibi eş zamanlı bir zaman algılayışına ihtiyacı olduğunu belirterek konuşma sonlanıyor.

Ekibimizden Av. Evren Çıldır’ın kolaylaştırıcılığı üstlendiği söyleşi, izleyicilerin sorularının cevaplanmasının ardından sona erdi.

Daha ayrıntılı bilgi ve söyleşiyi dinlemek için tıklayınız.

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi