Biyografi

Leyla Bektaş Ata

Doktora derecesini 2019 yılında Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri’nden aldı. Bir süre Cardiff Üniversitesi Coğrafya ve Planlama Okulu’nda misafir araştırmacı olarak bulundu. Kent, toplumsal cinsiyet, yoksulluk üzerine anlatı, etnografi ve oto-etnografinin imkânlarıyla araştırmalar yürütüyor. Mekân ve toplumsal cinsiyet odaklı çalışmaları, çeşitli kurumlar tarafından verilen Dicle Koğacıoğlu, Ferhunde Özbay, Sevilay Kaygalak ve İlhan Tekeli ödülleri aldı. Gündelik bilgiyi akademik bilgiye dönüştürme, fakat akademiyle sınırlı kalmamanın yollarını farklı metodolojileri ve yazma biçimlerini kullanarak arıyor. Dikiş Makinesi adlı bağımsız bir grupla kolektif öyküler yazıyor. Limontepe’de Yaşamak, Büyümek, Beklemek: Kentsel Dönüşüm Öncesi Bir Mahalle Anlatısı adlı kitabı İdealkent Yayınları’ndan basım aşamasında. Halen Kadir Has Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyor.

 

Özet

İzmir’in gecekondu bölgelerinden Limontepe’de iki farklı dönemde (2017 Ocak-Eylül ve 2019 Eylül) yürütülen etnografik ve oto-etnografik saha araştırmaları, kuşaklar ve cinsiyetler üzerinden mekân kullanımına etki eden dinamikleri açığa çıkarmayı amaçlar. Gündelik edimlerde özel ve kamusal mekânların nasıl üretildiği, kullanıldığı, genişletildiği ya da sınırlandığı, mekânda hareketlilik ve toplumsal cinsiyet üzerinden tartışılır. Ev içerisinde kendine ait bir odaya duyulan ihtiyaçtan kentsel mekânda anonimleşme talebine uzanan bir perspektife sahip olan araştırma, hangi mekânları kimlerin ne şekilde ve ne amaçla kullandığını ya da kullanamadığını rutinleşen, sıradanlaşan ve görünmezleşen pratiklerden toplar: ev içi emekte çocukların rolünden, odalar arasında yapılan/yapılamayan ayrımdan, samimi komşuluk ilişkilerinden devşirilen gözetim mekanizmasından…

Bu konuşma iki kuşaktan kadınların mekân deneyimine odaklanır. Araştırmacının 2017 yılında yürüttüğü saha araştırması, mahallenin kurucusu birinci kuşak kadınların kent deneyiminin sınırlı olduğunu, yerleşmelerinin üzerinden on yıllar geçse de kentin simgesi kabul edilen mekânlarla henüz karşılaşmadığını ortaya çıkardı. İkinci kuşak kadınlarsa kenti aktif olarak kullanmakla birlikte farklı biçimlerde gözetime maruz kalıyor, bu gözetimi aşmaya yönelik çeşitli taktikler geliştiriyorlar. 2019 yılında birinci kuşak kadınlarla yürütülen ikinci araştırma, kadınların kent deneyimlerine yönelik derinlemesine görüşmelere, yaşam alanlarının ve gündelik hayatlarındaki hareketliliklerin gözlemlenmesine ve İzmir’de istedikleri mekânların birlikte ziyaret edilmesine dayanıyor. Gecekondulu kadın hareketliliğini video çıktılar üreterek görünür kılmaya çalışıyor.

Bu araştırmalar, mekân deneyimine toplumsal cinsiyet, hareketlilik ve kent hakkı tartışmaları aracılığıyla teorik bir katkı sağlamaya ve kadın hareketliliği önündeki mevcut engellerin aşılmasına yönelik öneriler geliştirmeye çalışıyor.

Deutsche Welle Türkçe’de Kenti Geziyor Kendi Anlatıyor başlığı altında yayınlanan kadın anlatılarının bazılarına erişmek için:

https://www.youtube.com/watch?v=CZrMzx-ypa4https://www.youtube.com/watch?v=_zNLjz5nCTQ&t=12shttps://youtu.be/BsJTLJmUyoU

 

Gecekondulu Kadınların Mekân Deneyimleri ve Kent Hakkı

 İzmir’in gecekondu bölgelerinden Limontepe’de iki farklı dönemde (2017 Ocak-Eylül ve 2019 Eylül) yürütülen etnografik ve oto-etnografik saha araştırmaları, kuşaklar ve cinsiyetler üzerinden mekân kullanımına etki eden dinamikleri açığa çıkarmayı amaçlar. Gündelik edimlerde özel ve kamusal mekânların nasıl üretildiği, kullanıldığı, genişletildiği ya da sınırlandığı, mekânda hareketlilik ve toplumsal cinsiyet üzerinden tartışılır.

Bu araştırma, iki kuşaktan kadınların mekân deneyimine odaklanır. Araştırmacının 2017 yılında yürüttüğü saha araştırması, mahallenin kurucusu birinci kuşak kadınların kent deneyiminin sınırlı olduğunu, yerleşmelerinin üzerinden on yıllar geçse de kentin simgesi kabul edilen mekânlarla henüz karşılaşmadıklarını ortaya çıkardı. İkinci kuşak kadınlarsa kenti aktif olarak kullanmakla birlikte farklı biçimlerde gözetime maruz kalıyor, bu gözetimi aşmaya yönelik çeşitli taktikler geliştiriyorlar. 2019 yılında birinci kuşak kadınlarla yürütülen ikinci araştırma ise kadınların kent hakkını sorunsallaştırmak ve kente katılımlarının önündeki engelleri analiz edip aşmaya yönelik pratik öneriler geliştirmek amacıyla yürütüldü. Gecekondulu kadınların sınırlı kent kullanımından temellenen bu araştırma kapsamında, kadınların kentte hareketlilik düzlemini genişletebilmeye yönelik uygulanabilir öneriler geliştirildi.[1] Görünürlük ve temsil düzeyi zayıf gecekondulu kadınların kentlilik pratik ve deneyimleri, kent hakkına yönelik tutum ve talepleri üzerinde durulurken kentte birçok bakımdan dezavantajlı konumda yaşayanların “şehirle kuracağı ilişkinin demokratikleşmesini[n]” (Zengin, 2014, s. 361) imkânları tartışmaya açıldı. Araştırmayı gecekondu bölgesinde yürütmek, enformel bölgelerdeki hareketliliğin dinamiklerini açığa çıkarabilmeye olanak yarattı. Yanı sıra, geçiciliğin ve belirsizliğin mekânı gecekondu bölgelerinde yaşayanların kentle ilişkisini incelemeyi mümkün kıldı.

Bu araştırma şu sorulara yanıt arar:

  • Gecekondu mahallelerinde mekân deneyimi kuşaklar arasında ne tür farklılıklar taşır?
  • Gecekondu mahallelerinde yaşayan kadınların kent hakkını kullanmalarının önündeki engeller nelerdir ve bu engelleri aşmaya dönük (olası) katılımcı yöntemler nelerdir?
  • Kadınların kent hakkını kullanım sürecinde gündelik hayat deneyimleri nasıl görünür kılınabilir?

Yönteme Dair

Bu çalışmada nitel araştırma yöntem ve tekniklerinden yararlanıldı. Araştırmanın 2017’de yürütülen ilk ayağı kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilen Limontepe’de feminist etnografiyle yürütülen saha araştırmasıdır. Araştırma sahası, aynı zamanda araştırmacının çocukluğunun da geçtiği bir mahalle olduğu için araştırma kapsamında oto-etnografik veriden de yararlanıldı. Katılımlı gözlem, derinlemesine görüşme, alan notları ve araştırmacı günlüğü ilk aşamada başvurulan yöntem ve teknikler arasında yer aldı. Bu aşamada mahallenin 50’li yaşlarında birinci kuşak kadın yerleşimcileriyle görüşüldü. Görüşülen 14 kadın ev kadını, gündelikçi ya da mevsimlik işçi. Biri ortaokul, diğerleri ilkokul mezunu. 18-40 yaşlarındaki ikinci kuşak kadınlar ise genellikle lise mezunu. Bu aşamada, hizmet sektörü çalışanı ya da işsiz 8 kadınla görüşüldü.

Araştırmanın ikinci ayağında ise kent deneyiminin çok sınırlı olduğu tespit edilen 9’u birinci, 1’i ikinci kuşak 10 kadınla görüşüldü. Kadınların 2’si emekli, 1’i mevsimlik işçi, 1’i gündelikçi, 6’sı ev kadını. 2’si hiç eğitim almazken diğerleri ilkokul mezunu. Saha çalışması üç ana aşamadan oluştu: Kadınlarla evlerinde yapılan derinlemesine görüşmeler ve gözlemlerle mekân kullanım pratikleri, kent hakkına ilişkin tutumları ve kentlilik perspektiflerine erişilmesi ve yanı sıra İzmir’in merkezinde henüz görmedikleri ya da sınırlı düzeyde vakit geçirdikleri bölgelerin/mekânların kadınlar tarafından dile getirilmesi (I), kadınlarla farklı ulaşım araçlarını kullanarak ilgili bölgelerin/mekânların birlikte ziyaret edilmesi ve serbest zaman geçirilmesi (II), birkaç gün sonra yapılan görüşmelerde kente katılım deneyimlerini değerlendirmelerinin istenmesi (III). Araştırmanın her aşamasında, gecekondulu/kent yoksulu kadınların deneyimini yaygınlaştırabilmek, kent hakkı talebini farklı platformlarda görünür kılabilmek için fotoğraf ve video çekimi yapıldı. Daha sonra bu görsel malzeme kadınlarla paylaşıldı, beğenmedikleri ya da kullanılmasını istemedikleri görseller elendi ve görsel içerik üreticisi tarafından kadınların kente katılım hikâyeleri üretildi.[2]

 Bulgular

Mahallede özel ve kamusal mekânlar arasında keskin sınırlar bulunmadığı, sokakların çoğu zaman evin bir uzantısı gibi kullanıldığı görüldü. İnsanların başkalarıyla nasıl iletişime geçtiğine, mekânı nasıl bölümlendirdiğine ve anlamı nasıl inşa ettiğine ilişkin önemli bilgi veren mekân düzenlenmesi (Madanipour, 2003), bu mahallenin birçok açıdan bir aile gibi yaşadığının ve ilişki biçimlerini de bu şekilde tanımladıklarının ipuçlarını da verir. Güçlü komşuluk ilişkisi birbirlerinin evine teklifsizce dahiliyeti ve gündelik hayatların ortağı olmayı beraberinde getirir. Apartman hayatıyla özdeşleştirilen “müsait misin?” sorusuna yer verilmeden geliştirdikleri “çat kapı” pratikler, görüşmecilere göre komşuluğun hâlâ güçlü olduğunun göstergesidir. Aile sınırlarının mahallenin sınırlarına genişlemesi ve bu büyük ailenin her üyesinin sokak hayatının düzenlenmesi ve sokak kullanıcılarına söz söyleme hakkını kendinde görmesi yoluyla tezahür eden komşuluğun akrabalaşması, genç kadınlar üzerinde işletilen mahalle baskısını doğallaştırır. Mahalle baskısı, en naif gerekçeyle koruma amacı taşısa da zamanla kontrol ve gözetime dönüşür ve gündelik hayatı kısıtlar. Kız çocuklarının oynadıkları oyunlardan mahallede nerelerde vakit geçirebildiklerine, bisiklet sürebilip süremediklerine, genç kadınlar için ise kıyafetlerine, kent içerisinde nerede ve kimlerle vakit geçirdiklerine uzanan bir yelpazeye sahiptir. İkinci kuşak kadınlar mahalle baskısı karşısında Michel de Certeau (2008) tarafından kavramsallaştırılan taktiklere başvururlar. Yanlarında yedek kıyafet taşıma ve mahalleden çıkınca kıyafet değiştirme, kendileriyle ilgili dedikoduları duymazdan gelme ve dedikodu yapan kişilere selam vermeme biçiminde işlettikleri taktikler, her zaman başarılı olmasa da kadınlara nefes alma alanı yaratır.

Mahalle baskısı büyük oranda ikinci kuşak kadınlara uygulansa da birinci kuşak kadınlar arasında da bu durumdan rahatsız olduğunu dile getirenler bulunur. Fakat aynı kadınların kendileri de mahalle baskısını üretmekten geri durmadıklarını dile getirirler. Birinci kuşak kadınların kentteki hareketsizliklerinin temel sebebi yaşlarına, çalışma durumlarına, çocuk ve torun sayılarına, ev içi ilişkilerine göre farklılık göstermekle birlikte temel gerekçe ekonomik kısıtlar ve gecekonduda yaşam üzerinde yoğunlaşır. Bölgenin engebeli yapısı dolayısıyla otobüs durağına erişmeyi güçleştiren coğrafi engeller ve altyapı kısıtları, kent hayatına katılımın kadınların öncelikleri arasında yer almaması, kendilerini kentli olarak görmemeleri ve kent aidiyeti taşımamaları, ev içi iş yükünün neredeyse tamamını üstlenmeleri, bölgenin kreş ve çocuk evlerinden yoksunluğu gibi gerekçeler kadınları kent içinde hareketli olmaktan alıkoyar.

Kısıtlara rağmen kent içinde yapılan geziler kadınların kendilerini mutlu hissetmelerine, hatıralarıyla ilişki kurabilmelerine, kentten ilham alabilmelerine vesile olur. Kadınlar için kente aktif olarak katılmak özgüven veren, güçlenmelerini sağlayan bir aktivitedir. Dilediği gibi dışarı çıkabilen ve kentte yolunu bulup işini görebilen kadının enerji ve gücünün ailenin diğer bireyleri üzerinde de olumlu bir etki yarattığını düşünürler ve kentte hareketliliğe olumlu anlam yüklerler.

Öneriler

Kadınların hareketliliğini artırmaya yönelik geliştirilebilecek politikaların kapsamı kent yoksulu kadınlar için ulaşım bedelini düzenlemekten kentte flanöz olarak gezinme talebine karşılık verebilmeye uzanmalıdır. Kadınların kent kullanımındaki dezavantajlı konumları toplumsal cinsiyetleriyle doğrudan ilişkilidir. Aldıkları eğitim ailenin erkek üyelerine kıyasla yetersiz kaldığından iş piyasalarına katılımları önemli kısıtlar içerir ve birçoğu güvencesiz olarak çalışır.

Bugün büyük kısmı kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilen gecekondu mahalleleri fiziksel ve ekonomik düzeyde erişilebilir çocuk bakım evlerine ihtiyaç duymaktadır. Kreşler ve çocuk oyun evleri, kadınların formel iş piyasalarına katılımının ve kentte hareketliliklerinin ekonomik koşullarını yaratmaları için önemlidir.

Kadın hareketliliğini ve kadının aile içindeki konumunu güçlendirebilmenin en etkili yolu hane dışında formel istihdam olanakları sağlayabilmekten geçmektedir. Kent kaynaklarına erişimin yaratabileceği olası korku ve çekinceleri yenebilmek, deneme ve tekrar kanallarını tüm kadınlar için açabilmekle mümkündür. Toplumsal cinsiyet rollerinin kadınlar tarafından da gözden geçirilmesi, evden ve mahalleden çıkarken evin ve mahallenin beklenti ve eleştirilerini de birlikte gezdirmelerinin gerekmeyeceğine yönelik farkındalık, ancak farklı hayat biçimleriyle karşılaşmak yoluyla elde edilebilir.

Yerel yönetimler tarafından kadınları mahalleden çıkarmaya yönelik düzenlenen aktiviteler de kadınların gündelik hayatında değişiklik yaratabilme gücü taşımakta ve yıllar geçse de hatırlanmaya değer bulunmaktadır. Bu sebeple, yılın belli dönemlerinde kadınlar için ücretsiz geziler düzenlemek, farklı mekânlara aşinalığı artıracak ve kentin çok sesliliğiyle karşılaşılmasını sağlayacaktır. Bu yolla, birlikte vakit geçirmekten hoşlandıkları komşularıyla sosyalleşebilmeleri de mümkün olacaktır.

Kaynaklar

de Certeau, M. (2008). Gündelik Hayatın Keşfi I. (L. A. Özcan, Çev.). Ankara: Dost Yayıncılık.

Madanipour, A. (2003). Public and Private Spaces of the City. London ve New York: Routledge.

[1] Araştırmanın bu kısmı 2019 yılında Raoul Wallenberg Enstitüsü İnsan Hakları Araştırmaları Hibe Programı’nın katkılarıyla yürütüldü.

[2] Deutsche Welle Türkçe’de Kenti Geziyor Kendi Anlatıyor başlığı altında yayınlanan kadın anlatılarının bazılarını erişmek için: https://www.youtube.com/watch?v=CZrMzx-ypa4 ; https://www.youtube.com/watch?v=_zNLjz5nCTQ&t=12s ; https://youtu.be/BsJTLJmUyoU

 

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi