Biyografi

Cihan Uzunçarşılı Baysal

Bağımsız araştırmacı. İstanbul Kent Savunması ve Kuzey Ormanları Savunması üyesi. 

Yüksek lisans tezini İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku’nda konut hakkı üzerine yazdı. Çalışma alanları, konut hakkı, kent hakkı, zorla tahliyeler, mega projeler.

2009’da BM Habitat’a bağlı Zorla Tahliyeler Üzerine Danışmanlar Grubuna (Advisory Group on Forced Evictions -AGFE) yerel uzman seçildi ve AGFE İstanbul Heyetinde yer aldı.

2012-2017 yılları arasında Açık Radyo’da “Kentin Tozu-Kent Hakkı Üzerine Konuşmalar’’ programının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. Program yayınlarının bir kısmı Açık Radyo Kitaplığı dizisi içinde aynı isimle 2015 yılında basıldı 

Özet

1990’ların sonlarında ortaya çıkan ve 2000’li yıllarda ivmesi artarak devam eden bir fenomen, salgın misali gezegene yayılıyor. Dünyanın hiçbir döneminde rastlanılmayan sayıda yeni şehir, yine hiçbir dönemde görülmeyen bir serilikte, inanılmaz hızla ve kimileri de dudak uçuklatan bütçelerle sıfırdan inşa ediliyor ya da masaya konuyor. Tarih boyunca gördüğümüz şehir kurma, inşa etme faaliyetlerinin ötesinde, organik büyümeyle taban tabana zıt, “imalat”, hatta “seri-imalat” olarak açıklanabilecek bir fenomenle karşı karşıyayız. 1990’ların sonundan bu yana, gezegenin Küresel Güney olarak adlandırılan bölgelerinde mantar gibi yeni şehirler bitiyor, dünya haritasına her gün yeni noktalar ekleniyor. 

İklim krizi, çevre felaketleri, afetler, pandemiler, nüfus artışı, yoğunluk, hava kirliliği, göçler gibi bil cümle krizle kentlerin baş etmeye çalıştıkları bir dönemde, problemleri ortadan kaldırarak mevcut kentleri yaşanabilir kılmak yerine, çözüm, ileri teknolojilere dayalı yenilerinin sıfırdan inşasında bulunmuştur. Adaletsiz bir politikayla tüm yatırımların yeni şehirlere yönlendirilmesi, milyarlarca doların lüks projelere harcanması, var olan kentlerin gözden çıkartılarak çöküntüye, kentlilerin yoksunluğa, afetlere terki demektir. Öyleyse, bu şehirler kimler içindir ve neden inşa edilmektedirler? Bu konuşmada hep birlikte bu soruya yanıt arayacağız.

 

 

Kötücül Cennetler: Akıllı Şehirler, Eko-Kentler, Tekno-Hub’lar

Cihan Uzunçarşılı Baysal

Bir zamanlar toprağın dibini kazarak servet çıkartırken, bugün bu yeni kentsel anklavların[1] gökyüzünü delen kuleleri günümüzün tersyüz edilmiş maden kuyuları olmaktadır-eş şiddette yıkıcı yan tesirleriyle tamamlanmış olarak.”                                                   Wainwright, 2019

 

 Seri İmalat Kötücül Cennetler

90’ların sonlarında ortaya çıkan ve 2000’lerde ivmesi yükselerek devam eden bir fenomen virüs misali Küresel Güney’den yayılmaktadır. Gezegenin hiçbir döneminde görülmeyen sayıda yeni şehir ya inşa edilmekte ya da projelendirilmektedir. Olağan bir inşa ya da tarih boyunca gördüğümüz şehir kurma faaliyetlerinin ötesinde, ancak imal etmek fiiliyle açıklanabilecek bir olguyla karşı karşıyayız. Güneydoğu Asya ve Orta Doğu’dan başlayan sürece daha sonra sırasıyla Afrika ve Orta ve Latin Amerika eklemlenmiştir. Bir düzineden fazla ülkede 70’den fazla şehir ile bugün, en çok yeni şehir Afrika kıtasında inşa edilmektedir. Çin hariç, 40’tan fazla ülkenin 150 yeni şehir projesi bulunmaktadır. Gidişat öyle açgözlüdür ki birçok ülkenin birden fazla yeni şehir projesi vardır: Endonezya’da 10 üzeri, Kuveyt’te 12, Malezya’da 4, Fas’ta 20, Suudi Arabistan’da 5, Tanzanya’da 10 üzeri ve sayamadığımız diğerleri (Moser, 2020, s.1). Hindistan 2023’e kadar 100 akıllı şehir hedeflemiştir (Chattaraj, 2015; Ravindran, 2015; HLRN, 2017, 2018; Chandran, 2017). Nüfusunun tümünü kentlileştirmeyi siyasi bir hedef olarak gören Çin ise 193 akıllı şehir inşa etmek üzere kolları sıvamıştır. Ayrıca, 300 civarı eko-kent projesiyle bugün %2 olan eko-kent sayısını %50’ye çıkartmayı hedeflemektedir (Shepard, 2015 132-133). Çin, ayrıca, Kuşak ve Yol Girişimi güzergahında -Afrika da dahildir- inşa ettiği bir dizi yeni şehir vasıtasıyla ileri karakollarını kurmaktadır.

Kentlerin, başta iklim değişikliği ve nüfus artışından kaynaklı çok sayıda kriz ve afetle mücadele ettikleri çağımızda, çare, mevcut kentleri yaşanabilir kılmak yerine ileri teknolojilere ve yenilenebilir enerji sistemlerine sahip 5-yıldızlı yenilerinin milyarlarca dolar harcanarak sıfırdan inşasında bulunmuştur. Abartılı şatafatları ve lüks yaşam tarzlarıyla yokluk ve yoksunluk içindeki yerli halklarla inanılmaz tezatlar oluşturan bu şehirler, “…sürdürülebilirlik, afetlere ve krizlere karşı dirençlilik, ekonomik gelişme gibi gerekçeler altında kendilerini ne kadar gizleseler de eşitsizlik, konut açığı veya diğer toplumsal sorunlara hitap edecek bir şey yapmadıkları gibi mevcut eşitsizlikleri muhtemelen daha da artıracaklardır” (Moser, 2019, s.215-17). Nitekim:

“Aracınızı Naypidaw (Myanmar) boyunca sürerken, güney-doğu Asya’nın en yoksul ülkelerinden birinin ortasında olduğunuzu kolaylıkla unutabilirsiniz.” (Kennard ve Provost, 2015)

“Ülkede bulunmuş olan milyarlarca varil petrol ve doğal gaz ile 16 milyon gibi oldukça düşük bir nüfus göz önüne alındığında şimdiye kadar her Kazak milyoner olmalıydı. Astana’ya bir bakışta paranın çoğunun nereye gittiğini anlayabiliyorsunuz.” (Fraser ve Kim, 2015)

Kentsel mekâna kendi ideolojilerini ve adlarını nakşetmek isteyen otokratlar da yepyeni veya mevcutlara ek akıllı /eko başkentler kurmaktadırlar. Bu yeni başkentlerin bir diğer işlevleri, dinsel ve etnik hiyerarşileri normalleştirmeleridir (Moser ve Cote-Roy, 2020, s.6). Bunlar arasında öne çıkan Malezya’nın yeni başkenti Putrajaya, iktidarın etnik dinci ideolojisiyle uyumlu bir helal kent olarak tasarlanmıştır. Malezya, çok dinli çok kültürlü bir ülke olup Müslümanlar toplam nüfusun %58’ini oluştururken bu oran Putrajaya’da %97’ye erişmektedir. Şehir, kamusal alanlarının tasarımından, mimarisine ve uygulamalarına (içki ve domuz eti yasağı, “domuzlar ve köpekler giremez” vb), İslami değerlere göre inşa edilmiştir. Ayrımcı istihdam politikalarının yanı sıra ayrımcı din hizmetleri ve kurumları vasıtasıyla farklı dinlerden vatandaşlar şehirden dışlanmaktadır. (Branswell, 2021;  McGill University, 2017; Moser, 2020,s.126; Moser ve Cote-Roy, 2020,s.6). Mısır’da Yeni Kahire, Afganistan’da Yeni Kabil, Irak’ta Yeni Bağdat, Kazakistan’da Astana / Nurkent, Myanmar’da Naypyidaw, Moğolistan’da Maidar City belli başlı diğer örneklerdir.

Bazı tanınmış yeni şehir projelerine göz atarsak:  Suudi Arabistan’ın önceki kralı Abdullah’ın 100 milyar dolar bütçeli kenti King Abdullah Economic City-KAEC; selefiyle yarışan Veliaht Prens Mohammed Bin Salman’ın çölün ortasına konuşlanacak 500 milyar dolarlık fütüristik kenti NEOM; Atlantik Okyanusu’nun dibinden çekilen 10 milyon metreküp toprakla Lagos (Nijerya) kıyılarını doldurarak inşa edilmekte olan 100 milyar dolar bütçeli Eko Atlantic; Afrika’da bağımsızlığını kazanan ilk ülke olan Gana’yı yeniden kıtanın lideri yapması umut edilen 10 milyar dolarlık teknoloji merkezi (hub) Umut Kent (HOPE[2] City); mevcut kenti (Kigali-Ruanda) yok ederek yerine geçecek Kigali İnovasyon Kenti; Kenya’nın Silikon Savanası lakaplı akıllı kenti Konza Teknopolis; Toyota’nın Fuji Dağı eteklerine kuracağı 5-yıldızlı izole üretim tesisleri Wowen City; dünyanın en büyük özel sektör emlak geliştirme projesi sayılan 40 milyar dolar tahmini bütçeli Güney Kore’nin akıllı kenti Songdo; Abu Dabi’nin 22 milyar dolarlık prestij projesi olan ve eko-kent olarak adlandırılan ama nasıl bir paradoks ise fosil yakıtlara bağımlı Masdar City; Malezya’nın Singapur’a komşu kıyılarında okyanusun doldurulmasıyla yaratılan dört suni ada üzerinden yükselen, Çin sermayesi Country Garden ile Johor Sultanı’nın100 milyar dolarlık ortak projesi Forest City; yine Çin sermayesinin, Umman çöllerindeki Bedevileri yerlerinden ederek inşa ettiği 10.7 milyar dolar bütçeli Duqm (bu kentler aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi üzerindeki ileri karakollarıdır); Ekvador’un Bilgi Kenti Yachay (City of Knowledge); tüm sakinlerin su kenarında mülklere sahip olabilmesi için İran Körfezi’nden 6 mil içeriye kanallar açılarak inşa edilen Kuveyt’in deniz kenti Sabah Al-Ahmad Sea City… Liste uzun ancak yerimiz dar. Öte yandan, hemen hemen tüm mega projelerde görüldüğü üzere (Flyvbjerg, 2010, s.11-21), yeni şehirler de öngörülen bütçelerini ve sürelerini aşmaktadır. Fiziki zorluklar, başta yolsuzluk olmak üzere siyasi nedenler ve özellikle ekonomik koşullardan dolayı yarım kalan, geciken ya da başlatılamayan projeler azımsanmayacak sayıdadır (McGill University, 2017; phantomurbanism.com). Tamamlananların çoğunun nüfusları ise öngörülen projeksiyonların epey altında kalmaktadır. En kalabalıkları Songdo bile %46 doluluk oranına sahiptir: “Ekoloji dostu master planlı bir ütopyada yaşamanın en zor kısmı, komşularınıza rastlamaktır” (Poon, 2018).

Yeni Şehirlerin Ortak Özellikleri

En ince ayrıntılarına kadar tepeden inme planlanmış, gerek bütçeleri gerek cüsseleriyle muazzam imar operasyonları olarak adlandırılabilecek yeni şehirler, okyanusların dibinden çekilen kumlardan yaratılan yapay adalar veya sahil dolguları üzerinde (yeni şehirlerin %30’u dolgudur), kuş uçmaz kervan geçmez çöllerde, vahşi ormanlarda (jungle) veya bakir kırsal bölgelerde, buralardaki canlıların habitatlarının, yerli nüfusların topraklarının ve geçim kaynaklarının gaspıyla inşa edilmekteler[3]. Yatırımcılarının boş bir levha / tuval olarak ele alıp, planlarıyla üzerinde istedikleri gibi oynadıkları bu coğrafyalarda ekokırım, yerinden etme, mülksüzleştirme, habitatların yok edilmesi, çeşitli canlı türlerinin katledilmesi, kısaca, tabula rasa planlamaya içkin şiddet ve kırım görülmektedir: “Forest City gibi projeler, Paris Antlaşması’ndan sapmadır… Elimizde potansiyel bir saatli bomba var… Balkonlardaki ağaçlar kıyı erozyonuna karşı yardımcı olmayacaktır. Göçmen kuşlar, golf sahalarınızda konaklamayacaktır” ( “The global explosion of cities”, 2019; Moser, 2017, s.936,938-39; Ourbis ve Shaw[4], 2017,s.6-7; Wiliams, 2016, s.5-6;  Zhao, Koh ve Shin, 2021).

Planlanma aşamalarından başlayarak sebep oldukları kırım ve yıkımlara karşın,  çoğunun, akıllı, eko, yeşil, ekolojik, tekno gibi etiketler taşıması ironiktir. Etiketleri farklı olsa da günün sonunda aynı tornadan çıkmış, Dubai, Hong Kong, Shenzhen ya da Singapur gibi popüler marka kentlerin kopyalarıyla karşılaşmaktayız: Akıllı teknolojiler ve yenilenebilir enerji sistemleriyle donatılmış yüzme havuzlu, golf sahalı, yüksek katlı binalardan oluşan lüks yaşam alanları, 5-yıldızlı oteller ve alışveriş merkezleri, prestij üniversitelerin şubeleri ile göz dolduran; nerede nasıl hareket edileceği /edilmeyeceğinin dikte edildiği kontrollü, disiplinli, gözetim ve denetim altında kentsel kamusal alanlara sahip; ve kente içkin iyi/kötü sürprizlere, her türlü düzensizliğe,  çarpıklığa, dağınıklığa tahammülsüz steril, “mükemmel” şehirler, dünyanın dört bir yanından küresel elitleri beklemektedir. Tarih boyunca, ekonomik ve kültürel yönlerden, en canlı, en hayat dolu şehirler, içerici, hoşgörülü ve çok çeşitli sakinlere ev sahipliği yapan yerlerken, yeni şehirler, tam aksine, nüfuslarının homojen olması için dikkatle projelendirildiklerinden sakinlerin kendilerinden farklı kimselerle karşılaşmaları imkânsızdır. Ayak işlerini yapan hizmetliler, şehirleri inşa eden emekçiler, bu şehirlerde yaşama imkânına sahip değildirler ve zaten onlar bu şehirlerin görünmezleridir. “En kötüsü ise, bizim en kötücül, en sınıfsal ve en etnik-milliyetçi içgüdülerimize başvuran yeni şehirler, bu toplumsal bölünmeler üzerinden kendilerini pazarlamaktadırlar” (Moser, 2020, s.127). Başta iklim krizi, afetler ve pandemiler göz önüne alındığında, gidişat, emniyetli, konforlu, lüks habitatlarındaki içerdekiler ile tüm tehditlere ve afetlere maruz bırakılan dışarıdakilerdir: “Ultra zenginlere yönelik özelleştirilmiş yeşil anklavlardakiler (içerdekiler) ile tükenen kaynaklar ve gel-git dalgaları ile fırtınalar karşısında barınak için kapışan artıklar (dışardakiler)” (Lukacs, 2014). Küresel elitlere yönelik bu anklavlara bu nedenle, kaleler, adalar, uzay gemileri hatta Nuh’un gemileri gibi adlar takılmaktadır (Günel 2019; Moser, 2020; Shepard, 2020).

Sermayenin Özel Şehirleri

Çeşitli Yap-İşlet-Devret modelleriyle inşa edilen yeni şehirlerin çoğu özel sektör tarafından yönetilmektedir. Bu nedenle, seçilmiş belediye başkanı ve belediye meclisi yerine CEO’ları ve şirket yönetimleri bulunmaktadır (Branswell, 2021; McGill University, 2017; Moser, 2020, s.126; Shepard, 2020). CEO’lar şirketlerine karşı sorumlu olduklarından, sakinlerin talep ve ihtiyaçları, şirketlerinkiler- genelde daha çok kazanç- karşısında talidir. Şirketler, ikamet edenlerin nitelikleri ve bileşimi üzerinde kontrol sahibidir:

Özel şehir, bir çeşit dev alışveriş merkezidir Yönetim sizi veya giyim kuşam tarzınızı beğenmediğinde teorik olarak sizi kovabilir ve buna karşı başvuracak bir mercie sahip değilsiniz çünkü burası özel bir mülktür. Başvurulacak şehir meclisi üyeleri bulunmamaktadır ve eğer bir arıza çıkarıcı olarak görülürseniz potansiyel olarak tamamen kapı dışarı edilebilirsiniz. (Moser, aktaran Shepard, 2020)

Bu şirketleşmiş kentlerde, sakinlerin hakları, başvuracakları merciler, yasalar gibi hukuki mekanizmalar muğlaktır. Hak ihlalleriyle karşılaşılsa ahi sorumluların hesap verebilirlikleri sorunludur: “Yeni şehirlerin bir tehlikesi de kamu denetiminden ve hesap verebilirlikten tamamen kopmuş özel şehirlerin ortaya çıkmasıdır” ( Noorloos ve Kloosterboer, 2018, s.1235).

Çoğu Özel Ekonomik Bölge /Serbest Ticaret Bölgesi içinde yer aldıklarından elverişli yasalara ve vergi teşviklerine sahip olmaları hasebiyle ideal iş ve yatırım ortamları olarak görülmektedirler (Moser ve Cote-Roy, 2020, s.5). Öte yandan, bu avantajlar, onları, ülkelerindeki vergilerden, finansal düzenlemelerden kaçanlar ve kara para aklamak isteyenler için mükemmel adresler yapmaktadır:

Eko-Atlantic’in kendini Afrika’nın Dubai’si olarak konumlandırması sadece estetik bakımdan değil, Dubai’nin muazzam nakit transferlerinin üstesinden nasıl geldiğini taklit etmesinden de kaynaklanabilir: cezasızlık ve çok az bir denetimle. Bu, en iyisiyle, Eko-Atlantic’i vergiler ve finansal düzenlemelerden kaçanların adresi, en kötüsüyle kara paranın adresi yapar (Fernelius, 2020).

Kendi hukuk sistemleri ve özel güvenlik birimlerine sahip yeni şehirlere ulusal ve yerel güvenlik güçlerinin girişleri yasaktır. Bu araçlar sayesinde hakim ideolojiye ve devletin ekonomik, toplumsal, kültürel politikalarına aykırı kentsel mekânlar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, seküler Güney Afrika’da, özel şehir Waterfall City, dinci bir anklavken Suudi Arabistan’daki KAEC, tam aksine, şeriatla yönetilen ülkede liberal bir vahadır. Özel güvenliğe sahip şehre Suudi Arabistan polisi giremediğinden dinci sistemin uygulamaları rahatlıkla baypas edilebilmekte, kadınlar serbest giyinebilmekte ve ayrıca erkeklerle aynı kentsel mekânları paylaşabilmektedir ( Moser ve Cote-Roy, 2020, s.6; McGill University, 2017).

Kuluçka Kentler, Laboratuvar Şehirler, Klonlar

 Yeni şehirler, çok uluslu ileri teknolojilerle temiz enerjiler şirketleri için hem yatırım / birikim alanları hem de gerçek yaşam laboratuvarları ve kuluçka kentler işlevlerini görmektedirler. Şirketler, yeni şehirlerde gündelik hayatın akışı içine yerleştirdikleri yeni teknolojilerini ve icatlarını test ederek aksaklıkları saptamakta, başarılı modellerini pazarlamaktadırlar (Günel, 2019, s.194-213; Kueckner ve Hartley, 2019). Mesela akıllı şehir Songdo, Cisco’nun teknolojik altyapı projelerinin yaşayan laboratuvarıdır. Şehri yöneten Gale International’ın CEO’su, en az 20 Songdo daha yaratmak istediklerini ve projelerinden 400 milyar dolar beklentileri olduğunu ifade etmektedir. Şirket, Songdo’nun klonlarının Çin’de üretilmesine yardımcı olmakta, Suudi Arabistan’ın dört yeni “Kral Abdullah Ekonomik Kent” projesine ve Ekvador’un Yachay Knowledge City projesine danışmanlık yapmaktadır (Cityquest-KAEC Forum, 2013, s.24; McGill University, 2017; Moser, 2014, s.34). Songdo, Kanal İstanbul’un iki yakasına akıllı şehirler kurulacağından bahseden Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un işaret ettiği adres olduğundan klonlarının Yenişehir’de çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.

         Sürdürülebilir kente örnek gösterilen Masdar City’de ise mekânın üretimi teknolojinin üretimine bağlanmıştır. Şöyle ki, ileri teknoloji aygıtlarının imalatı için laboratuvarlar, ofisler, üniversitelere bağlı araştırma merkezleri (Masdar’da MIT) ve finans kurumları ile çalışanlara yönelik konaklama ve rekreasyon gibi fiziki ve sosyo-ekonomik altyapıyı sağlayacak kentsel mekânlar gerektiğinden teknolojinin üretimine ve şirketlerin gereksinimlerine dayanan bir mekân üretimi ve kentleşme modeli ortaya çıkmaktadır. Her yeni teknolojik aygıtın uygulanması, yeni bir altyapı ya da mekânın inşasına gerek duyduğundan, şehrin imar planlarını yapan Foster and Partners’dan bir plancının belirttiği üzere, “şehrin master planı bilerek esnek yapılmıştır ki kentleşme ile teknolojik gelişmenin her zaman senkronize edilebileceğinden emin olalım” ( Cugurullo, 2015, s.8-9,11).

Panoptikon Şehirler

Kapalı devre televizyon sistemleri, yüz okuma aygıtları, kameralar, dronlar, 7-24 şehrin her santimetrekaresindeki hareketi takip ederek olağan şüphelileri ayıklayan görevliler… Bireyin otonomisinin düzenli olarak daraltıldığı, özel yaşamın gizliliğinin her saniye ihlal edildiği, denetimli, gözetimli mekânlara dönüşen şehirlerle karşı karşıyayız. “Başka bir ifadeyle, akıllı şehirler, kentsel merkezleri, yüksek-teknoloji Panoptikonlarına dönüştürmenin ismidir” (Privacy International, 2017, Surveillance and the City, 2018). Özellikle otoriter iktidarlar ve otokratlar için bu kentler bulunmaz nimettir. Nitekim Privacy International (2019), akıllı telefonlarla sosyal medya üzerinden takip sistemlerini ve yüz okuma cihazlarını kullanan iktidarların, protestoların planlanma aşamalarına ve katılımcı profillerine sızmalarına dikkat çekmektedir

Yeni Şehirler Neden İnşa Ediliyor?

90’ların son döneminden bu yana yeni şehir projelerinin çoğalması, son on yıllardaki bir dizi küresel koşulla ilişkilidir: “Emlak ve altyapının finansallaşması, konutun önemli bir yatırım aracı olarak ortaya çıkması, küresel olarak ekonomilerin neoliberalleşmeleri ve kuralsızlaşmaları, ülke içi sermaye akışlarının 2008 küresel krizinden bu yana şiddetlenen ‘altyapı kapışması’, ‘akıllı’ kentsel teknolojileri kabul ettirmeye çalışan küresel firmaların rolleri… Tüm bunlar yeni şehirlerin yaratılmasının bir çok aktör için özellikle cazip ve kazançlı olduğunu göstermektedir” (Moser ve Cote Roy, 2020, s.2-3). Akıllı şehir kavramı IBM tarafından yaratılmıştır. Bu modelin yeni kentsel norm ve geleceğin kenti olarak benimsenmesinde teknoloji pastasından pay kapma yarışındaki IBM, Alphabet, Siemens gibi çok-uluslu şirketlerin rolleri kadar, yeni şehirlerden yeni birikim alanları yaratacak inşaat ve emlak sermayesiyle finans sermayesinin, küresel şirketlere yeni yatırım bölgelerini, orta sınıfların yükseldiği coğrafyaları işaret eden McKinsey, Deloittes gibi finans,  yatırım ve danışmanlık şirketlerinin, Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) gibi ulusal-üstü yapıların, Dünya Bankası’nın, kimi sivil toplum kuruluşlarının ve yeni şehir modelinin ekmeğini yiyen kimi yıldız mimarlar, prestijli mimarlık büroları, mühendisler ve üniversitelerin de rolü vardır.

Burada akla takılan soru, eğer ileri teknolojiler, kentsel problemlere ve krizlere çözüm oluyorlarsa, bunlar vasıtasıyla mevcut kentler neden daha dirençli ve sürdürülebilir hale getirilmeyip yepyeni şehirlere gereksinim duyulduğudur. Mevcudu yenilemek yerine sıfırdan yeni şehir inşasının çok fazla kazanç getirmesi; lüks konut yatırımlarının ödenebilir konut yatırımlarından fazla birikim sağlaması;  küresel sermaye yatırımlarının yeni şehirlerin inşaatına akarak çeşitli kamu-özel sektör işbirliklerinin devreye gireceği beklentisi; birer şablon olan bu kentsel formların ülkeden ülkeye ihraç edilerek küresel inşaat-emlak, dijital teknolojiler ve finans sermayesini beslemeleri; tabula rasa olarak görülen çöllerde, deniz dolgularında, cangıllarda yaratılan bu kentlerin kendilerine özgü kuralları, bağımsız yönetimleri ve ekonomileriyle iç hukuktaki sınırlamalar, bürokratik engeller ve sivil toplum itirazlarından azade olmaları; sahip oldukları bu özgürlükler hasebiyle hızla imal edilebilmeleri; konuşlandıkları coğrafyalardaki toplulukların yoksul balıkçılar, tarım emekçileri ya da yerli halklar gibi siyaseten zayıf yoksul gruplar olmaları nedeniyle ciddi bir direniş ya da muhalefetle karşılaşılmayışı; dünya haritasına yeni bir destinasyon kondurmanın milli gururu; tarım sanayisine dayalı ülkelerin (özellikle Afrika kıtası) ileri teknoloji aşamasına geçtiklerini uluslararası kamuoyuna gösterme arzuları; prestij projeleri olarak otokratların veya antidemokratik yönetimlerin “akıllı” göz boyama araçları olmaları; ekonomileri tamamen petrole dayalı Körfez ülkelerinin ekonomilerini çeşitlendirme araçları olmaları gibi sebepler sayılabilir. Bu gerekçelerin ortak keseni ise ülkelerinin “büyüme motoru” olarak görüldüklerinden ülke ekonomilerini zıplatacakları varsayımıdır. Yeni şehirlere uluslararası ilişkiler ve dış siyaset bağlamından bakarsak, bir çeşit borç-tuzağı diplomasisi işlevi gördüklerini, inşa edildikleri ülkeleri altından kalkamayacakları borç yükü altına sokarak borcu sağlayan ülkenin nüfuz ve etki alanına aldıklarını (Wainwright, 2019) ve kimi zaman da borcu sağlayan ülke tarafından projelerine el konduğunu, özellikle Çin üzerinden söyleyebiliriz (Korkmaz, 2020; Lindberg ve Lahiri, 2018; Wainwright, 2019).

Bu süreçte, devletlerin rolü, ezberlerin aksine azalmamış, artmıştır. Yeni yönetişim modelleriyle kamu iktisadi kuruluşları, yeni düzenlemeler ve yasalar oluşturan devletler / hükümetler böylece sermayenin elini rahatlatmaktadırlar: “Son araştırmalar, yeni şehirlerin gelişmesinde devlet ve hükümetlerin öne çıkan rollerine ve bu projeleri gerçekleştirmek için benimsedikleri girişimci stratejilere ve bu stratejilerin giderek artmasına dikkat çekmektedir” (Moser ve Cote-Roy, 2020, s.5). Bu girişimci stratejilerin diğer yüzünde ise müştereklerin gaspı, yerinden etmeler ve mülksüzleştirmeler vardır. Çeşitli sermaye gruplarına birikim sağlamak amacıyla tarım arazileri, “jungle”lar, dağ etekleri, çöller ve hatta okyanuslar ve denizler, bugüne dek görülmedik bir açgözlülükle arsalara dönüştürülmektedir. Birikim, kırsallarda, çöllerde, vahşi ormanlık bölgelerdeki bakir arazilerin kamulaştırılması / gaspı ya da yapay adalar, sahil dolguları gibi yoktan var edilen arazilerden sağlanan rant farkı üzerinden yükselmektedir. Dolgu bölgelerde 10 ile 100 arasında katlanan bir rant olduğu söylenmektedir (Shepard,2017). Yeni şehirlerin %30’unun dolgular üzerinde kurulması tesadüf değildir!

Yeni Şehirlerden Kanal İstanbul Yenişehir’e

İlk kez, ilk Çevre Şehircilik Bakanı (ÇŞB) Erdoğan Bayraktar döneminde 2013’de gündeme giren akıllı şehir, 2017’deki “Şehircilikte Yeni Vizyon” temalı Şehircilik Şurası’nın hedeflerinden biridir: “Akıllı ve yeşil şehir kavramlarının somutlaştırılması…” (“Özgün, Akıllı ve Yeni Şehirler”, 2017). 2018’de “100 Günlük Eylem Planını açıklayan Çevre Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 39 hedef arasından birinci hedef olarak Kanal İstanbul’u işaret eder. İlham kaynağı, dijital teknolojilerin kentselleşmesinin şahikası diyebileceğimiz Güney Kore’nin akıllı şehri Songdo’dur: “Güney Kore yaptı, biz de İstanbul’a yakışır bir şehir kuracağız” (“Kanal İstanbul’un İki Yakasına Şehirler, 2018, 41-44). 2019’da ilk “Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı” açıklanarak 29 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayınlanır. Bakan Kurum, bu vesileyle, Kanal’ın iki yakasına kurulacak akıllı şehirlerden tekrar bahseder Kanal’ın her zikredilişinde artık akıllı şehir/ler vardır: “Kanal, hem çevreci, hem de akıllı şehirlerin kurulması ile Türkiye’ye çok büyük değer katacak dünyaca ünlü bir proje” (Dünyanın Dördüncü Akıllı Şehir Eylem Planı”, 2020, 48-68). Eylem Planı rezerv yapı alanlarında akıllı şehir projelerinin hem test edileceğini hem de uygun olanlarının bölge ölçeğinde gerçekleştirileceklerini belirtir. Madde 4, akıllı şehir pazarı kurarak yerli ve milli şehir ürün ve hizmetlerinin ihraç edileceğini; Madde 6, 2023’e kadar 7 coğrafi bölgede akıllı şehir teknolojilerini üreten akıllı bölgeler ve AR-GE merkezleri kurulacağını belirtir. Amaç, giderek büyüyen ve 2024’te 826 milyar dolara ulaşması beklenen akıllı şehir pazarında yer almaktır: “2023’e kadar akıllı şehir uygulamalarımızı dünya pazarına güçlü bir şekilde sunmamız gerekiyor. Şayet doğru üretim ve yatırım yaparsak ekonomimize yıllık en az 25-30 milyarlık katkı sağlayabiliriz” (Dünyanın Dördüncü Akıllı Şehir Eylem Planı”, 2020, 48-68). Alt alta okuduğumuzda, Kanal’ın 36453 hektarlık rezerv alanının içinde yer alacak iki akıllı şehrin, Songdo ve Masdar örneklerinde gördüğümüz üzere özel idareli, laboratuvar / kuluçka şehirler olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Yenişehir’e sadece inşaat-emlak rantı üzerinden değil, ileri teknolojiler ve yenilenebilir enerjiler sermayeleri, konutun, arazinin finansallaşmasının yanı sıra patentler ve fikri mülkiyet hakları üzerinden de girecek finans sermayesi bağlamından da bakmak gerekiyor. Kanal inadı, Yenişehir’in,  çeşitli sermayelere, çeşitli birikim alanları açabilmesinden kaynaklanmaktadır. 

Rafa kaldırılmış gözüken ancak büyük olasılıkla Yenişehir’in doğuracağı kentler içinden çıkacak olan ve Malezya’nın dinci etnik ayrımcı kenti Putrajaya’ya oldukça benzeyen Yeni İstanbul projesi ya da benzerlerini de Kanal İstanbul’un iki yakasında görebiliriz. Rezerv alanda, kimileri onlarca, kimileri yüzlerce yıllık geçmişe sahip yerleşim alanlarını, nüfusları, tarihçeleri ve kültürleriyle haritadan-ve kentin belleğinden- silerek yükselecek Yenişehir üzerinde “tek başına inisiyatif kullanmayı planlayan siyasi iktidar”, spekülatif kentleşmenin, çeşitli birikim fırsatlarının şahikasını ümit ederken, aynı zamanda, yukarıda bahsedilen dünya üzerindeki örneklerdeki gibi otoriteryen idaresiyle uyumlu bir kent tasavvurunu da hayata geçirmeyi planlamaktadır. Neo-Osmanlıcı mekân üretimi ve kentsel mekânın İslamileştirilmesi gibi kentsel mekân üzerinden de sürdürülmekte olan toplum mühendisliğinin bu kez Yenişehir’in lüks, albenili mekânlarından yükseltileceğini söyleyebiliriz.

Kaynakça

Branswell, B. (2021, Mart). Tracking the bold promise of new planned cities. McGill News. https://mcgillnews.mcgill.ca/s/1762/news/interior.aspx?gid=2&pgid=2338

Chandran, R. (2017, 12 Haziran). ‘No place for the poor’ in India’s Smart Cities, campaigners say. Reuters.  https://www.reuters.com/article/india-landrights-cities-idUSL8N1J90D0

Chattaraj, S. (2015, 13 Ocak). Are 100 New Cities Smart Policy?. Outlook. https://www.outlookindia.com/website/story/are-100-new-smart-cities-smart-policy/293100

Cityquest-KAEC Forum. (2013). New Cities: Opportunities, Visions and Challenges.

Cugurullo, F. (2015, 29 Mayıs). Urban eco-modernisation and the policy context of new eco-city projects: Where Masdar City fails and why. Urban Studies,  53(11), 1-17. https://www.researchgate.net/publication/277884489_Urban_eco-modernisation_and_the_policy_context_of_new_eco-city_projects_Where_Masdar_City_fails_and_why

“Dünyanın Dördüncü Akıllı Şehir Eylem Planı Açıklandı” . ( 2020, Ocak). Çevre  ve Şehir, Çevre Şehircilik Bakanlığı Dergisi, sayı 5, 48-68.

Fernelius, K. J. (2020, 14 Mayıs). A Private City:The Rise of Eko-Atlantic. Current Affairs.

https://www.currentaffairs.org/2020/05/a-private-city-the-rise-of-eko-atlantic

Flyvbjerg, B., Bruzelius, N., Rothengatter, W. (2010). Megaprojects and Risk An Anatomy of Ambition. New York: Cambridge University Press.

Fraser, G., Kim, M. (2015, 28 Temmuz). Welcome to Astana, Kazakhstan: one of the strangest capital cities on Earth. The Guardian Cities  https://www.theguardian.com/cities/2015/jul/28/astana-kazakhstan-strangest-capital-cities-on-earth

Günel, G. (2019). Exporting the Spaceship: the Connected Isolation of Masdar City. Molotch,H,, Ponzini, D. (Der.). The New Arab Urban: Gulf Cities of Wealth, Ambition, and Distress  içinde 194-213. New York: NYU Press.

Housing and Land Rights Network (2017). India’s Smart Cities Mission. Smart For Whom? Cities For Whom?

Housing and Land Rights Network (2018). India’s Smart Cities Mission. Smart For Whom? Cities For Whom?

Kanal İstanbul’un İki Yakasına Şehirler” ( 2018, Kasım). Çevre  ve Şehir, Çevre Şehircilik Bakanlığı Dergisi, sayı 1, 41-44. https://webdosya.csb.gov.tr/db/cis/csd/sayi1/

Kennard,M., Provost, C. (2015, 19 Mart). Burma’s bizarre capital: a super-sized slice of post-apocalypse suburbia. The Guardian Cities.  https://www.theguardian.com/cities/2015/mar/19/burmas-capital-naypyidaw-post-apocalypse-suburbia-highways-wifi

Korkmaz, H. (2020,21 Aralık). Kuşak ve Yol girişiminin geleceği: Çin karakterli bir küreselleşme mi?. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/kusak-ve-yol-girisiminin-gelecegi-cin-karakterli-bir-kuresellesme-mi/2083696

Kueckner, G.D., Hartley, K. (2019, 27 Haziran). How Smart Cities Became the Urban Norm: Power and Knowledge in New Songdo City.  Annals of the American Association of Geographers , DOI: 10.1080/24694452.2019.1617102 .

Lindberg, K., Lahiri, T. (2018, 28 Aralık). From Asia to Africa, China’s “debt-trap diplomacy” was under siege in 2018. Quartz. https://qz.com/1497584/how-chinas-debt-trap-diplomacy-came-under-siege-in-2018/

Lukacs,M.  (2014, 21 Ocak). New, privatized African city heralds climate apartheid. The Guardianhttps://www.theguardian.com/environment/true-north/2014/jan/21/new-privatized-african-city-heralds-climate-apartheid

McGill University. Moser, S. (2017). “New cities: Utopian wishes and PowerPoint dreams. ” https://www.mcgill.ca/mssi/new-cities-utopian-wishes-and-powerpoint-dreams-dr-sarah-moser

Moser, S. (2014, Aralık). New cities: Old wine in new bottles? Dialogues in Human Geography, 5(1), 31-35. https://www.researchgate.net/publication/269706034_New_cities_Old_wine_in_new_bottles

———— . (2017). Forest city, Malaysia, and Chinese expansionism. Urban Geography. DOI: 10.1080/02723638.2017.1405691 .

————. (2019). “Two days to shape the future”: A Saudi Arabian node in the transnational circulation of new cities ideas. Molotoch,H., Ponzini,D. (Der.). The New Arab Urban : Gulf Cities of Wealth, Ambition, and Distress içinde 213-232. New York: NYU Press.

————. (2020, 21 Şubat). New Cities: Engineering Social Exclusions. One Earth, 2(2), 125-127. https://www.researchgate.net/publication/339420874_New_Cities_Engineering_Social_Exclusions

Moser,S., Cote-Roy, L. (2020). New cities: Power, profit, and prestige. Wiley, 1-15.  https://onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1111/gec3.12549

Noorloos, F.,  Kloosterboer, M. (2018). Africa’s new cities: The contested future of urbanization. Urban Studies, 55(6), 1223-1241.

Ourbis, S., Shaw, A. (2017, 30 Ağustos). Malaysia’s Forest City and the Damage Done. The Diplomat. https://thediplomat.com/2017/08/malaysias-forest-city-and-the-damage-done/

Özgün, Akıllı ve Yeni Şehirler”. (2017). Bülten. https://webdosya.csb.gov.tr/db/cis/csd/sayi1/

phantomurbanism.com

Privacy International. (2017). Smart Cities: Utopian Vision, Dystopian Reality. https://privacyinternational.org/report/638/smart-cities-utopian-vision-dystopian-reality

————————-.(2018, 31 Ocak).Surveillance And The City: Turning Urban Centres Into A Panopticon.  https://privacyinternational.org/long-read/1101/surveillance-and-city-turning-urban-centres-panopticon

————————. (2018, 15 Ağustos). From smart cities to safe cities: normalising the police state? https://privacyinternational.org/long-read/2231/smart-cities-safe-cities-normalising-police-state

————————. (2019, 20 Mart). Planning and participating in a protest could get you under surveillance: three technologies you should know about. https://privacyinternational.org/news-analysis/2765/planning-and-participating-protest-could-get-you-under-surveillance-three

Poon, L.  (2018, 22 Haziran). Sleepy in Songdo, Korea’s Smartest City. Bloomberg CityLab.

https://www.bloomberg.com/news/articles/2018-06-22/songdo-south-korea-s-smartest-city-is-lonely

Ravindran,  S. (2015, 7 Mayıs). Is India’s 100 smart cities project a recipe for social apartheid? The Guardian Cities. https://www.theguardian.com/cities/2015/may/07/india-100-smart-cities-project-social-apartheid

He, S., Wang, K. (2019). Enclave Urbanism. Orum, Anthony (Der.). The Wiley-Blackwell Encyclopedia of Urban and Regional Studies içinde 1-5.

Shepard, W. (2015). Ghost Cities of China.London:Zed Books

————— . (2017, 12 Aralık). Why Hundreds Of Completely New Cities Are Being Built Around The World. Forbes. https://www.forbes.com/sites/wadeshepard/2017/12/12/why-hundreds-of-completely-new-cities-are-being-built-around-the-world/?sh=70d109ea14bf

————— . (2020, 31 Ocak). Inside the Rise Of Private Cities: ‘ Priority Of Management Is Profit,Not The Needs of Citizens’. Forbes. https://www.forbes.com/sites/wadeshepard/2020/01/31/inside-the-rise-of-private-cities-priority-of-management-is-profit-not-the-needs-of-citizens/?sh=4206ab34c9c2

The global explosion of cities built from scratch sparks hope and concern. (2019, 13 Eylül).  CBC News. https://www.cbc.ca/radio/sunday/the-sunday-edition-for-september-15-2019-1.5282280/the-global-explosion-of-cities-built-from-scratch-sparks-hope-and-concern-1.5282744

Wainwright, O. (2019, 8 Haziran). ‘The next era of human progress’: what lies behind the global new cities epidemic?. Guardian Cities. https://www.theguardian.com/cities/2019/jul/08/the-next-era-of-human-progress-what-lies-behind-the-global-new-cities-epidemic

Watson, V. (2013). African urban fantasies: dreams or nightmares? Environment &Urbanization, 26(1), 215-231.

 

[1] Anklav, belirgin toplumsal, kültürel ve ekonomik özelliklerin hakim olduğu, içerdekileri dışardakilerden ayırmak için görünür veya görünmez ama net sınırlarla çizilmiş, kendi içinde homojen bir arazi birimidir… “Anklav kentleşmenin toplumsal entegrasyonu tehdit ettiği ve toplumsal ayrışmanın yaygınlaşmasına sebep olduğu anlaşılmıştır” (Wang, 2019, s.6).

[2] Home, Office, People, Environment  (Konut, Ofis, Halk, Çevre) sözcüklerinin baş harflerinden oluşan Hope-Umut ile Gana’nın umuduna gönderme.

[3] “Cities from scratch”, Guardian Cities (2019) bu başlık altında bir dizi yayınlamıştır: https://www.theguardian.com/cities/ng-interactive/2019/jul/09/cities-from-scratch-100-and-counting-new-cities-rise-from-the-desert-jungle-and-sea

[4] Hassas içerik nedeniyle yazarlar takma ad kullanmışlardır.

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi