Biyografi

T. Gül Köksal Kültürel değerler, mimarlık politikası/eleştirisi, müşterekleşme pratikleri, 21. yüzyılda mekan üretimi ve eşit-adil-özgürleştirici başka bir dünya yolunda yaşam üzerine çalışmaktadır. Mimarlık lisans eğitiminin ardından İTÜ Restorasyon Anabilim Dalı’nda yüksek lisans ve doktora yaptı, doçentliğini bu alandan aldı. DAAD Bursu ile Berlin Teknik Üniversitesi’nde doktora araştırması, TÜBİTAK bursu ile de University of California, Berkeley’de post-doc yaptı. Türkiye’nin farklı bölgelerinde koruma/restorasyon uygulamalarında, arkeolojik kazılarda, ilgilendiği konularda dernek/dayanışma/oluşumlarda yer aldı, kent hakkı aktivisti olarak sahada bulundu. 2016 yılında son on yıldır çalıştığı Kocaeli Üniversitesi’nden barış imzası nedeniyle ihraç edildi. Halen kurucu üyeleri arasında yer aldığı Başka Bir Atölye, Haliç Dayanışması ve Kocaeli Dayanışma Akademisi’nde üretime devam etmektedir.

Özet

Covid-19’da başka bir kentsel mekân olasılığı? Covid-19 küresel salgını kentsel yaşamı ve gündelik hayatımızı türlü biçimlerde etkilerken, bu süreç mekân kullanımı ve üretimini nasıl etkilemekte? Bu soruyu şöyle de sorabiliriz; Covid-19 küresel salgınında kentsel mekâna dair farkındalıklar(ımız) neler oldu ve bu farkındalıklar neleri (sahici bir biçimde) dönüştürdü? Dünya nüfusu artık kırsal alandan daha çok kentlerde yaşıyor. Savaşlar, yoksulluk, iklim sorunları vb. nedenlerle nüfus hareketleri gitgide artıyor. Kentsel mekân; sınıf, cinsiyet, kimlik, ırk, tür gibi zaman zaman farklılıkları kesişerek de artan kesimlerin yaşamını doğrudan etkiliyor. Mekân üretimi toplumsal eşitsizlikleri pekiştirebiliyor, yeniden üretebiliyor. Bu koşullarda Covid-19 küresel salgını kentsel mekân tasarımında nasıl bir girdi? Bu ve diğer tüm “tasarım girdileri”, toplumsal eşitsizlikleri dönüştürmeyi dert edinen başka bir kentsel mekân tasarımının olasılığı olabilir mi? Peki toplumsal adaleti önceleyen bir kentsel mekân tasarımının özneleri kimlerdir? Bilgi üreten, karar veren ve uygulayan kurumlardan toplumun tüm kesimlerine yayılan, eşit, adil bir kentleşme nasıl sağlanabilir? Servete dayalı bir toplumsal tabakalaşma karşısında tabandan yayılan bir kentsel mekânsal adalet nasıl sağlanır? Bu söyleşide bu kocaman soruları, ortak sorunlarımızı, bazı örnekler ve yaklaşımlar üzerinden tartışıp, üzerine birlikte düşüneceğiz…

Covid-19’da Başka Bir Kentsel Mekân Olasılığı?

Covid-19 küresel salgını kentsel yaşamı ve gündelik hayatımızı türlü biçimlerde etkilerken, bu süreç mekân kullanımı ve üretimini nasıl etkilemekte? Bu soruyu şöyle de sorabiliriz; Covid-19 küresel salgınında kentsel mekâna dair farkındalıklar(ımız) neler oldu ve bu farkındalıklar neleri (sahici/gerçek/hakiki bir biçimde) (neye) (neyi) (kim için) (nasıl) dönüştürdü?

Dünya nüfusu artık kırsal alandan daha çok kentlerde yaşıyor. Savaşlar, yoksulluk, iklim sorunları vb. nedenlerle nüfus hareketleri gitgide artıyor. Kentsel mekân; sınıf, cinsiyet, kimlik, ırk, tür gibi zaman zaman farklılıkları kesişerek de artan kesimlerin yaşamını doğrudan etkiliyor. Mekân üretimi toplumsal eşitsizlikleri pekiştirebiliyor, yeniden üretebiliyor. Bu koşullarda Covid-19 küresel salgını kentsel mekân tasarımında nasıl bir girdi? Bu ve diğer tüm “tasarım girdileri”, toplumsal eşitsizlikleri dönüştürmeyi dert edinen başka bir kentsel mekân tasarımının olasılığı olabilir mi?

Peki toplumsal adaleti önceleyen bir kentsel mekân tasarımının özneleri kimlerdir? Bilgi üreten, karar veren ve uygulayan kurumlardan toplumun tüm kesimlerine yayılan, eşit, adil bir kentleşme nasıl sağlanabilir? Servete dayalı bir toplumsal tabakalaşma karşısında tabandan yayılan bir kentsel mekânsal adalet nasıl sağlanır?

İzmir Dayanışması Akademisi’nin İzmir Kent Hakkı Merkezi’nde değerli Ayten Alkan ile yaptığımız söyleşide bu kocaman soruları, ortak sorunlarımızı, bazı örnekler ve yaklaşımlar üzerinden tartışıp, üzerine birlikte düşünmüştük. Bu kısa yazıda da konuştuklarımızı kaleme alıyorum.

Lefebvre, Gündelik Hayatın Eleştirisi (The Critique of Everyday Life) isimli çalışmasında “gündelik yaşamda devrim” ifadesi ile yaşamı dönüştürme olasılığını kentsel gündelik yaşam üzerinden ele alır ve şöyle der; “bireyin kendi yaşamını bir yapıt olarak kurgulayıp yaşaması”, başka bir deyişle, gündelik yaşamsal deneyimin sürekli bir eleştirel tutumla zenginleştirilmesi ve praksisçi davranış biçiminin gündelik pratiklere egemen kılınması durumudur. Bu tanımlamaya göre, gündelik yaşamda gerçekleştirilecek devrimin kaçınılmaz aktörü de “praksisçi özne”den başkası değildir. Ne var ki, modern gündelik hayatta söz konusu praksisçi tutumu hükümsüz kılan gelişmeler mevcuttur ve bu yüzden gündelik yaşamı eleştirel bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmek gerekmektedir” (2010). Bu ifadeleri, bugün karşı karşıya kaldığımız salgında mekân üretimini nasıl ele aldığımız üzerinden inceleyelim.

Mimarlığın küresel salgınla imtihanına baktığımızda, anaakım mekân üretiminde salgının bir kez daha belirginleştirdiği eşitsizliklerin pek de dikkate alınmadığını, ancak salgını önleyici bazı önlemlerin salt bir tasarım girdisi olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Salgının halk sağlığına yönelik olumsuz etkilerini bertaraf edecek önlemlerin alınması elbette gerekli iken, mekân üretimi üzerinden yeniden üretilen toplumsal eşitsizlikleri görmeyen bir tasarım anlayışının terminolojik söyleminde de bir zafiyet ile karşılaşıyoruz. Örneğin bulaşı önlemek amacıyla insanların birbirleri arasına koymaları gereken fiziksel mesafenin, toplumsal tabakalaşmayı gösteren sosyal mesafe olarak isimlendirilmesi bunun örneklerinden bir tanesi. Oysa ki, salgına kadar hızlı ve denetimsiz bir şekilde doğayı talan eden bir yapılı çevre üretimi, salgınla birlikte yeni sorunlar da ortaya çıkardı. Neoliberal kapitalist kentleşmede çalışma, sosyal, kamusal ve özel alanların büyük bir kısmında fiziksel mesafe koyabilecek imkan dahi kalmadı. Buna karşı üretilen çözümler ağırlıklı olarak mevcut bu ve benzeri sorunları görmezden gelerek, maddi yönden karşılama gücü olan sınıflara hizmet edecek fiziksel izolasyonu dikkate alan mekân tasarımları olarak karşımıza çıkıyor. Ve ancak bedelini ödeyebilenler bu mekânlardan yararlanabiliyorlar. Devletlerin barınma, nitelikli bir çevrede yaşama hakkı gibi temel hakları eşit ve adil bir biçimde yerine getirmemesi, halk sağlığını bireyin kişisel sorumluluğuna terk etmesi, “Hayat Eve Sığar” (HES) söylemi ile herkesi eşit koşullarda sayması, hatta bu durumu “aynı gemideyiz” şiarı ile pekiştirmesi karşısında anaakım mimarlık küresel ölçekte ağırlıklı olarak toplumun ekonomik varlıklı kesimine yönelik tasarım yapıyor. Bunu Archdaily gibi yaygın takip edilen uluslararası yayınlardan takip etmek mümkün (Archdaily, 2021). Tasarımlar salgın öncesinde olduğu gibi benzer tasarım ölçütleriyle, sadece fiziksel mesafeyi dikkate alarak yapılıyor. Beyaz yakalıların çok katlı yapı/plaza/ofis çalışma ortamlarında, açık ofislerin yerin, yeniden kapalı küçük ofisler alıyor. Mavi yakalı işçiler içinse çok daha vahim bir yaklaşımla kapalı sistem “üretim ve yatırım üssü” yaratılıyor (MÜSİAD, 2020). Tam zaman aileleri ile burada yaşamak zorunda bırakılan işçiler, elektronik takiple bir tür kölelik düzenine hapsediliyor (Köksal, 2020a ve 2020b).

Sistem içinde üretilen mimari çözümlerde “resilience” (dayanıklılık), “flexibility” (adapte olabilirlik), “kırılganlık” gibi ifadelerle toplumsal eşitsizliklerin tasarım yoluyla giderilebileceğine yönelik akademik çalışmalar yapılıyor. 20. yüzyılın son yıllarından itibaren dile getirilen “sürdürülebilirlik” ifadeleri yerini alan bu güncel terimler pekala sistemin onarımı/restorasyonu olarak nitelendirilebilir. Zira bu girişimler köklü bir müdahale yolunda açık bir çatışmayı tercih etmiyor. Örneğin kamusal açık alanları, parkları bulaş mesafelerini gösterecek şekilde bölmek veya boyamak bir önlem olarak gerekli olsa da, parkların yetersizliğini işaret etmek, niteliksiz yapılaşmada kurumların, meslek insanlarının rolünü görmemek ve yapılı çevre üretiminin çelişki ve çatışmalarını açıkça tartışmaya açmamak, toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretimine zemin hazırlamakta, ya da en azından alan açmaktadır.

Tüm bu üretimler içinde başka olasılıkları düşünen ve bu yolda üretimde bulunan oluşumlar da mevcut. Bu çabalara örnek olarak, mikrodan makroya, farklı ölçeklerde yerel, ulusal ve uluslararası mesleki örgütlenmelere bakalım. En küçük birim olarak vereceğim örnek, benim de parçası olduğum Başka Bir Atölye olacak. Atölyemizi kısaca tanıtırsam; “Başka Bir Atölye (B1A) başka bir dünya yolunda, başka bir mimarlığı düşler. Ama neden, kimden başka? Nasıl, kim için? B1A ağırlıkla mimarlık disiplininden gelen kişilerden oluşmakla birlikte, mimarlık dışındaki disiplinlerin de katılımıyla sınırı tartışmaya açar. Çünkü sınırlar insan icadıdır ve mekân üretimi sadece mimarların meselesi değildir. B1A sadece sınırları değil, sınırlarla çok yakından ilişkili olan sınıf, mülkiyet, adalet, eşitlik, ekoloji, cinsiyet, türler, doğa, eğitim ve diğer tüm toplumsal bağlamları da yer-mekân üzerinden tartışmaya açar. Mimarlık eğitim ortamının birey-toplum üzerindeki etkilerini dert edinir. B1A aktivisttir, daha iyi, eşit, adil ve özgür bir dünya için ortaklıklar kurar, kesiştiği gruplar vardır, imkânlarını onlarla paylaşır, birlikte eyleme geçer. Hayatın gündelik sıradan şeylerden ibaret olduğunu düşünerek parçası olduğu veya gözlemlediği yereli araştırır, yerelden gelen talep üzerine yerele hizmet eder. B1A başka bir dünya yolunda başka bir mekân algısı ve üretimini düşler, araştırır, deneyler” (Başka Bir Atölye, 2021).

Türkiye’den bir örnek olarak da Dayanışma Mimarlığını verebiliriz. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından düzenlenen bu sergide toplumsal eşitsizlikleri, kent hakkını, kültürel ve doğal değerlerin korunmasını ve bunlara yönelik üretimi önceleyen ekipler biraraya geldi. Başka Bir Atölye dışında, Düzce Umut Atölyesi, Herkes İçin Mimarlık, Kuzguncuk Bostanı İyileştirme ve Koruma Projesi, Mimar Meclisi, Plankton Project, Tarihi Yedikule Bostanları Koruma Girişimi gruplarından oluşan bu sergi, başlangıç noktası İstanbul’dan sonra, Adana, Ankara, Diyarbakır, İzmir, Mersin, Muğla gibi birçok kentte ve yurt dışında (Atina) sergilendi. Serginin Web sayfasından süreç ve bunları aktaran kitap incelenebilir (Dayanışma Mimarlığı, 2017).

Türkiye’deki Dayanışma Mimarlığı gibi uluslararası ölçekte bu tür oluşumları derleyen bir çalışma olan Spatial Agency’nin ise, hem bir yayını, hem de aynı isimli bir Web sitesi var (Spatial Agency, 2021) (Awan, Schneider vd., 2011). Aynı şekilde feminist pratiklerin kenti dönüştürmeye yönelik ilham verici çalışmaları da var (Şehir Hepimizin, 2021). 2004 yılından bu yana Barselona’da “beyaz, orta sınıf, iş sahibi, orta yaşlı, fiziksel/zihinsel engeli olmayan erkeklere göre” yapılan kentsel planlama yerine, sınıf, etnisite, cinsiyet, ırk, yaştan doğan eşitsizlikleri gören kesişimsel cinsiyet perspektifi entegrasyonu için emek veren hareketler var. Esasen eşitlikli bir planlama için gerekli olan teknik ve hayati bilgiye sahip, ancak bunları gerçekleştirmek için imkan bulamayan kadınları özgüçlendirme çalışmaları salgında da devam ediyor.

Tüm bu çabaların, yerelden evrensele bir ağ gibi örülmesi mekân üretimine dair dayanışmacı bir ilişkilenmeyi ve umudu arttırıyor. Kapitalist kentin neoliberal dönüşümü karşısında bu çabalar ölçek olarak mikro olsa da, biraraya gelişleri ile taşıdığı makro potansiyel dikkate değer. Tıpkı İzmir Dayanışma Akademisinin İzmir Kent Hakkı Merkezi’nde buluştuğumuz gibi. Salgının yarattığı mevcut kentleşme ortamında da haklarımızı yanyana savunma ve daha iyi bir yaşamı örebilme gücü, iradesi bizde…

Kaynaklar:

Archdaily, (2021). https://www.archdaily.com/ (E.T. 08.04.2021).

Awan, N., Schneider T. ve J. Till (2011). Spatial Agency: Other Ways of Doing Architecture, London: Routledge.

Başka Bir Atölye (2021). https://www.baskabiratolye.com/ (E.T. 08.04.2021).

Dayanışma Mimarlığı (2017). Dayanışma Mimarlığı. https://www.dayanismamimarligi.org/kitap.php (E.T. 08.04.2021).

Köksal, T. Gül (2020a). “Mekân Üretimi Kapitalizm İçinde Bir Hegemonya Aracıdır”, Evrensel Gazetesi Söyleşi, 11.08.2020. https://www.evrensel.net/haber/411434/doc-dr-gul-koksal-mekan-uretimi-kapitalizm-icinde-bir-hegemonya-aracidir (E.T. 08.04.2021).

Köksal, T. Gül (2020b). “İzole Üretimi Kabul Etmek Köleliği Kabul Etmektir”, Birgün Gazetesi, Söyleşi, 06.10.2020. https://www.birgun.net/haber/mimar-ve-kent-hakki-savunucusu-doc-dr-gul-koksal-izole-uretimi-kabul-etmek-koleligi-kabul-etmektir-318112 (E.T. 08.04.2021).

Lefebvre, H. (2010). Gündelik Hayatın Eleştirisi, Çevirmen: Işık Ergüden, İstanbul: Sel.

MÜSİAD, (2020). “MÜSİAD Üretim ve Yatırım Üsleri Projesi”, https://www.musiad.org.tr/uploads/pdf/musiad-uretim-ve-yatirim-usleri-projesi.pdf (E.T. 08.04.2021).

Spatial Agency, (2021). https://www.spatialagency.net/ (E.T. 08.04.2021).

Şehir Hepimizin (2021). https://medyascope.tv/2021/02/08/sehir-hepimizin-215-feminist-sehir-planlama-sara-ortiz-escalante-ile-soylesi/ (E.T. 08.04.2021).

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi