“KENTSEL HAREKETLİLİĞE KADINLAR AÇISINDAN BAKMAK”

Karşıyaka Belediyesi, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında bir dizi etkinlik düzenledi. İzmir Kent Hakkı Merkezi (İKHM), bu etkinliklere, 22 Eylül Çarşamba, “Otomobilsiz Kent Günü“nde bir söyleşiyle katıldı. “Kentsel Hareketliliğe Kadınlar Açısından Bakmak” başlıklı bu söyleşinin kolaylaştırıcılığını, Yardımcı Proje Koordinatörümüzü, Şehir Plancısı Bilge Martan yaptı. Konuşmacılar; Şehir Plancısı Nursun K. Akıncı ile Avukat Nazan Sakallı Aktaş’tı.
Bostanlı Güzel Sanatlar Parkı’nda, açık havada yapılan söyleşinin açılışında Bilge Martan, kısaca İKHM’den bahsetti. Kentsel hareketliliğin de kent hakkının kapsamına girdiğinin altını çizdi.

Nursun K. Akıncı, konuşmasına, cinsiyet ve cinsiyet rollerindeki farklılıkların, bireylerin kentsel hareketlilik içindeki konumlarını etkilediğini belirterek başladı. Cinsiyetler açısından eşitsiz bir dünyada yaşadığımızı, bu eşitsizliğin de kentsel yaşamımızı zorlaştırdığını söyledi.

Akıncı, içinden geldiği planlama disiplininin, Türkiye’de son 10 yıla gelene değin cinsiyetler arası eşitsizliği hiç dikkate almadığına, oysa bunun, toplumun her kesimini ilgilendiren bir mesele olduğuna dikkat çekti.

Akıncı konuşmasına şöyle devam etti:

“Kentsel alandan herkesin beklentisi aynı değil, oysa biz hep aynıymış gibi davrandık.

Hareket halindeyken bizi strese sokan, güvensiz hissettiren şeyler oluyor, kadınlar bunları daha fazla yaşıyor. 

2020 yılında Karşıyaka, Yanındayız‘ın  hazırladığı toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde birinci ilçe oldu. Ama yine de sayılar bize çok iyi şeyler söylemiyor. Belediye Meclisinde hâlâ erkek sayısı daha fazla, Karşıyaka’da daha fazla erkek sporcu var, tapuların ve işyerlerinin sahipleri ağırlıklı olarak erkekler.”

Akıncı, kadınların neden erkeklerden farklı hareket ettiği sorusuyla devam etti: “Ev içi işler kadınların zamanını çok fazla alıyor. Bakım hizmetleri genel olarak kadınların üzerinde. Kadınlar dışarıdayken bile bu işler için emek harcıyorlar. Kadınların, aynı zamanda, işgücüne katılımları az ve kayıtsız çalışan ya da evlerine yakın iş seçen kadınlar fazla. Kadınların gelir seviyeleri daha düşük. Özel araç sahiplikleri de düşük. Ulaşımlarını daha ziyade toplu taşıma araçlarını kullanarak ve yaya olarak sağlıyorlar. Kadınları, hayatlarını daha çok mahalle ölçeğinde ve evin etrafında geçiren kent özneleri olarak tarif etmek mümkün.”

Akıncı, konuşmasına, dinleyicileri kimi sorulara hep birlikte yanıt aramaya davet ederek son verdi:

  • Bütün bunlardan yola çıkarak, kadınların erkeklerden farklı kentsel ihtiyaçları neler olabilir?
  • Mekânsal düzenlemeler yoluyla kadına yönelik şiddetle mücadele edebilir miyiz?
  • Kadınlarla ve erkeklerle özdeşleşmiş mekânlar var mıdır?
  • Kadınlarla erkeklerin mekânı eşitçe kullanamadıkları yerler ve zamanlar var mıdır?

Nursun K. Akıncı’nın ardından söz alan Nazan Sakallı Aktaş, “kentsel hareketlilik dediğimiz kavrama neden kadınlar açısından özellikle bakmak zorundayız?” sorusuyla başlayıp devam etti: “Çünkü binlerce yıldır bütün sistemler erkekler ve hatta beyaz-orta sınıf erkekler üzerinden işliyor bütün sistemler. Buna otomobilin emniyet kemerinin ölçüsü de dahil. Bütün normlar erkeklere ve erkekliğe dair. Dolayısıyla, her meselede olduğu gibi, hem kentsel hareketlilik hem de kentsel mekânlar erkekler tarafından, erkeklere göre ve erkekler için dizayn edilmiştir.”

Aktaş, bir yandan da “Hangi İzmir?” ve “Hangi Karşıyaka?” sorularını yöneltti. Yalnızca bir otobüsün, o da yarım saatte bir gittiği mahalledeki hayatla örneğin Bostanlı’nın merkezindeki hayatın aynı olmayacağına dikkat çekti. Kentsel hareketliliğe ve kentsel erişim meselesine, diğer hak alanlarında olduğu gibi, aslında bütün dezavantajlılar açısından bakmak durumunda olduğumuzu anımsattı: Kadınların yanı sıra engelliler, LGBTİ+ bireyler, çocuklar, yaşlılar, göçmenler, sığınmacı ve mülteciler… 

Aktaş, kadınların kentsel hareketliliğe dahil olabilmelerinin önündeki engelleri şöyle sıraladı: 

  • Toplumsal önyargılar ve ön kabuller: Kadınların iyi otomobil kullanamadıkları gibi.
  • Ekonomik bağımsızlıktan yoksun ve genel itibarıyla yoksul olmaları.
  •  Şiddet görmeleri ve bunu her yerde tecrübe etmeleri.
  • Mülksüz olmaları.
  • Başlı başına anneliğin kendisi ve anne olmayan kadınların da zaten birçok pratik ve söylemden saf dışı bırakılmaları.
  • Çoğunun kent merkezlerinden izole bir hayat sürmeleri.
  • Aynı zamanda diğer dezavantajlı gruplara da mensup olmaktan kaynaklanan engeller yaşamaları: Türkçe bilmeyen kadınların kendi dillerinde hizmet alamamaları ya da bizatihi trans bir kadın olmak gibi.

Aktaş, bütün bunlardan yola çıkarak, genel olarak kamu kurumlarının, özel olarak da yerel yönetimlerin pozitif ayrımcılık uygulamalarının önemine dikkat çekti ve bunun aynı zamanda anayasal bir hak olduğunun da altını çizdi.

Söyleşi, izleyicilerin soru ve katkılarıyla son buldu.

   

            

 

      

       

         

Font boyutlandır
Kontrast
İzmir Kent Hakkı Merkezi